Buna karşın dünya üzerinde birebir örtüşen iki Küre dahil bulabileceğini sanmıyorum çünkü her insanın bilişselliği yani maddi manevi cihaz at bütünlüğü kendine hastır kimi daha iyi işitir kimi daha iyi görür kimi daha iyi tad alır kimi daha iyi koku alır Kimi daha iyi hisseder kiminin heyecanları duyguları ve hisleri daha yoğundur kiminin ise daha sönük bu sebeple kavramların algılanması farklılaşır.
Bir çoğumuz gerçekten güçsüz. Bu güç süzlüğün temelinde anne babanın zorluklarla nasıl mücadele edileceğini çocuklarına öğretmemesi yatar. Dondurmasını yere düşüren çocuk belki de yetişkinlerin çok sevdiği birini kaybetmesi kadar acı çeker. çocukluktan sabır eğitiminin verilmesi yerine çocuğun üzülmemesi için yeni bir dondurma alınması ya da etraftaki kuş’a bak kediye bak diyerek oyalanması bu çocuğun acıyı tatmasına ve ona sabretmesine mani olmaktadır. Bu şekilde büyütülen bir çocuğun hayat mücadelesinde tesadüf ettiği acılara karşı sabretmek yerine kendini oyalamak için maddi imkanlara sarılması doğal sonuç olarak karşımıza çıkıyor.
Yapım kompleksi genellikle eğitim, sağlık, dinsel öğreti gibi konuları, geliştirmeye çalışan yardımseverlerin hastalığıdır. Bu gibi kişiler, ilgilendikleri alanlardaki uzmanlara danışırlar; doğru dürüst bir program yapmaya olanak vermeyen bir yeteneksizliğin egemen olduğunu görürler. Uzmanların görüş birliğine vardıkları tek nokta, “yeni bir bina gereksinimi" olur. Çünkü danışman durumundaki eğitimci, doktor ya da rahip sık görüldüğü gibi strüktürofili kurbanıdır; yardımseverimize önerisi, “Bize yeni bir bina yaptırın" dan öteye geçmez. Kilise kurulları, okul yönetimleri, vakıf hissedarları için de durum aynıdır. Bu kurullar, konulara ilişkin yeteneksizliğin egemenliğini görünce, kişilere ve programlara yatırım yapacaklarına, binalara yatırım yapmayı yeğ tutarlar.