Her hareket, Selim’in kalbinde bir umut kıvılcımı yakardı. Küçük bir kıvılcım, koca bir yangının habercisiydi, içindeki ateşi yeniden körükler, onu yeniden hayata bağlardı. Bütün dünyası o pencereye sıkışıp kalmıştı, dışarısı yoktu, sadece orası vardı, bütün varoluşu o pencerenin arkasındaydı.
İstanbul'da tifüs, memlekette zelzele, dışarıda harp,
ben sana aşığım: İşte 1942 senesinin 21 Haziranı'nın
gece yarısından sonra saat üç buçukta uyanık,
beyaz şimşeklerin çaktığı, yağmurlu bir gecenin sana tebliği: