Yeşermedikçe sağlam bir çekirdek... Canlı olarak var olması hiç yeşermemesine bağlanmış... Savunması yeşermemek... Çünkü denemiş bin yıldır, yeşermesini önlemek için pusuda bekleyen güçler var. Bu güçler akıl almaz bir kıyıcılıkla en umutlu filizleri hemen ezer, tomurcuklanmaya yeltenen bütün kökleri imansızca söker. Çünkü, onun da var oluşu, rahat yaşaması, bozkırdaki çekirdeğin yeşerip serpilmemesine bağlıdır. “Biz bize benzeriz” sözünün kaynağı bu TERS gerçek... Atasözlerimizi tararsak, tarihimizdeki olayların temel gerçeklerine inersek, yalnız Batı’ya değil, Doğu’daki Arap’a, Acem’e de pek uymayan garip özellikler buluruz. “Bozkırdaki çekirdek, yaşamasını YEŞERMEMEYE bağlamış” dedik. Yeşermek, ortaya çıkmaktır. Bizimki kaçıyor, saklanıyor! Dünyanın her yerinde yiğitliğin biricik şartı DİRENMEKTİR. Bizde “Yiğitliğin on şartı var: Dokuzu kaçmak, biri hiç görünmemek...” Anadolu insanının MAL’la, hatta CAN’la olan tarihsel ilintisini, bu açıdan değerlendirmeli... Pasiftir Anadolu insanı... Yiğitlenilecek yerde kaçan, becerebilirse hatta, hiç görünmeyen adam, niçin çok çalışsın, neden biriktirsin? Allah’ın malı olan topraklarda uğraşıyor binlerce yıldır, kiracı olarak... Ne demiş Frenk atasözü? “Toprağın varsa savaşın var” demiş... Toprağı yok ki savaşı olsun...
— Tapulu değil mi toprakları?
— Tapu... Güneyi, dere... Kuzeyi, Panayot veledi Yovan tarlası... Doğusu, yol... Batısı: kara ağaç... Al sana tapu... Kafa kağıdının bir adı da “Hamidiye kağıdı” olan, yani kimlik kağıdı Sultan Hamit zamanında çıkan, soyadını ancak on yıl önce kanun zoruyla seçen insan, kendinin sahibi değil ki malının sahibi olduğuna inansın. Neden daha çok çalışsın da, biriktirmeye uğraşsın...