Onlar neden senden iğrendiklerini bilmiyor. Ben biliyorum. Tanrı'nın sana bahsettiği güzelim vücudu koca bir yağ tabakasının altına gömüyorsun. Bu öyle bir ahmaklık ki midemi bulandırıyor.
Dünya nüfusunun yarıdan fazlasının günlük kazancı 2 dolardan azdır, ki 1970'lerin başında da ellerine geçen yaklaşık yine bu kadardı. Öte yandan, gerçek rakamlar ülkeden ülkeye değişiklik gösterse de, bir üçüncü dünya ülkesindeki özel mülkiyetin ve parasal kaynakların %70 ila %90'ı, o ülke nüfusunun %1'inin elindedir.
Anadolu’yu biz Rumeli çocukları, onu görüp tanıyıncaya kadar, yalnız hayalimizde yaşattık. Ve hayalimizin özlediği gibi.
Ama, sonra gördük ki, bu hayal ve özlemle, gerçek Anadolu arasında, hiç bir benzerlik yoktur. Bu hayal kırıklığı bizim, hayat boyunca yaşadığımız nice hayal kırıklıklarının, en baş döndürenlerinden biri oldu. Ve sanıyorum ki Anadolu’ya asıl, bütün varlığımızla ilk defa, bu hayal kırıklığı içinde bağlandık…
Bize göre hak yok, vazife vardı. Vatan zife görülecek, can verilecek, şan vatana bağışlanacaktı. Can bizimse şan onundu...
Vazifeler taksim olurken, adı geri hizmetlerine, talim veya depo taburlarına çıkan birçok subay namzetleri, oraya buraya baş vurarak yerlerini cephelere çevirtiyorlardı. Beni de Pendik’te bir talimgâh alayına tayin ettiler. Aynı baş vurmaları ben de yaptım. Kafkas cephesinde, ağabeyimin şehitliğiyle boş kalan yerini doldurmak ve hatta aynı cephede aynı alay ve tabura tayin olunmak için didiniyordum
Gençler ise, bu hayatı korumak ve işte bu dünyada nimetlerinin hakkını ödemek için yabancı cephelere götürülmüşlerdir. Bu mağaralarda kalanlar, o gidenlerin,hatta gittikleri memleketlerin isimlerini bile beceremezler:
- Hasan Kalıçadaymış (Galiçya'da). Mehmet Arap içine gitti derler.
- Neresi bu Arap içi?
- Bilmeyik ki? Aha buradan iki aylık yolmuş!..