Elektriğin icadından önce yazılan eserleri mum ışığında okumanın esprisini yapardık. Gereksiz bir antikalık gibi gelebilir kulağa, fakat bir yağlıboya resme mum ışığında baktığınızda, ne kadar iyi aydınlatılırsa aydınlatılsın, resmin normalde olduğundan çok daha farklı bir hal aldığını görürsünüz. Pigmentlerden yansıyan ışıkla, yağla ve resmin bulunduğu odayla bir ilgisi olmasa da baktığınız tablonun yeni bir tabloya dönüştüğünü, gölgelerin hayat bulduğunu söyleyebilirim. Boşluklar genişler ve kişi ortaya çıkan bu yeni boyutun içine girer.
Bana Carlos’un iki aydır 19. yüzyıl Fransız yazarlarını mum ışığında okumak gibi bir alışkanlık edindiğini söylemişlerdi; bunun için gümüş bir şamdan kullanıyordu. Bir süre önce bu konuyu konuşmuştuk, çünkü ben de Goethe’yi Wagner operası dinleyerek ya da Baudelaire’i Debussy eşliğinde okumayı severim. Bu, yolculuğun bir parçasıdır ve sizi temin ederim alınan haz, her anlamda, en üst düzeydedir.
"Bir arkadaş onu kitap sehpasına koyulmuş muazzam bir Don Quijote baskısının karşısında, bir kadeh beyaz şarap eşliğinde akşam yemeği yerken bulmuştu."