Bir günde okuduğum, sürükleyici ve kendisinden beklediğimden çok daha keyif aldım bir kitap. Aynı dönem olduğu için yazarın Yaban adlı eseri ile karşılaştırma isteği doğuyor okuyucuda. Yabana göre çok daha yavan kalmış olsa da(belki de okurken taraf olmaktan kaçamadığım için öyle hissettim. Malum işgal dönemi Anadolusu ile İstanbul u karşılaştırınca Yaban bizden kalıyor.) kitabı beğendim. Bana biraz Tanzimat dönemi edebiyatındaki ilk denemeleri hatırlattı. Konusu itibarıyla olacak çünkü Tanzimat züppelerinin bir kuşak sonraki hallerini ve oların çocuklarını görüyoruz romanda. Aynı yanlış batılılaşma, Türklüğü küçümseyen ve başka milletlerin iradesinde yaşam alanı arayan fikirlerin karakterlere sinmiş hali çok güzel anlatılmış. Tarihini, kudretini unutmakla kalmayan milli şuurunu kaybetmiş ve yozlaşmış insanların, kendi dar çevrelerinde nasıl bir bencillikle çürüdükleri ve sefilleştikleri insanda tiksinme duygusu uyandırıyor. Bu açıdan çok başarılı ve beklentimin üzerindeydi.
Necdet karakteri sonuna kadar kabuğunu kıracak ve birşeyler yapacak diye beklerken, her seferinde hayal kırıklığı yaşatması da bence o dönemin milli şuuru kaybolmamış ama cesaretsiz ve karnı tok kesimini temsil ediyor. Yazar bence burda tanıdığı birinden ilham almış gibi, okurken öyle hissettim. Onu anlıyor zaafları hakkında üzülüyor gibi bir anlatımı var.
Tanzimat, Meşrutiyet, işgal ve Kurtulus dönemlerine ilgi duyanlar için oldukça keyifli, tarih okumalarından yabancı olmadıkları dönemin bir portresi roman.