Can Yücel'in dediği gibi:
Bazen rüzgarın saçımı dağıtmasına,
yağmurun yüzümü ıslatmasına,
birilerinin kalbimi kırmasına izin veririm.
Sonra ;
Saçımı toplarım,
şemsiyemi açarım,
Kalbimi kapatırım.
Bir de ben kapamış olduğum kalbimdeki kırıklardan kurtulamadığım için saçımdaki kırıklardan kurtulmayı denerim....
Romanlar mahzun insanı, omuzları çökmüş, gözleri sönmüş, hareketsiz ve sessiz bir insan diye, yani daha açıkçası miskin şeklinde tasvir ederler.
Ben de daima bunun aksi olmuştur. Ne zaman derin bir üzüntüye kapılsam gözlerim parlar, tavır ve hareketlerim neşelenir, içim içime sığmaz olur. Dünyayı hiçe sayıyormuşum gibi kahkalarla gülerim, türlü gevezelik ve delilikler yaparım. Bununla beraber, öyle sanıyorum ki, yakın kimsesi ve başkalarına açılma kabiliyeti olmayan insanlar için bu daha iyi bir şeydir.
Yalnız, bu ayrılığın, vakti gelince güneşin batması, yağmurun yağması gibi hiçbir tedbirle önüne geçilemeyecek bir felaket olduğunu gayet iyi anlıyordum.
"Kimseyi kırmamak, üzmemek şartıyla istediğin her şeyi dene. Bir gün çekip giderken, ne aklın kalsın ne de senin yüzünden kırılmış bir yürek..." demişti bir keresinde Aylin.