Günahlarımız katı, pişmanlığımız gevşek;
Sık sık ceza öderiz itiraflarımıza,
Ve sevinçle döneriz o çamurlu yollara,
İğrenç gözyaşlarıyla kirim çıkar diyerek.
bir türlü kavrayamadığı bir yol ayrımına gelmişti. Söyleyebileceği tek şey eskiden rahatlık ve huzur bulduğu nesnelerin azar azar üstündeki etkilerini yitirmesi, onlara karşı gittikçe duyarsızlaşmasıydı, beyninde o bildik kaşıntı ve devinme isteği dönmeye başlıyordu. Tommy Moore’dan buralara onca yolu olanca coşkusuyla tepmişti oysa, şimdi kendini bir inmeliden farksız, aylaklık içinde; bu meyhane köşesinde havası kaçmış birasını seyrederek bir işaret beklerken bulmuştu.
İnanç, Umut ve - o da nesi? - Aşk, Yitik Cennet, suların her geri çekilişi alay ediyordu, Büyük Benliğin çakıl taşlarından uzaklaşan tüm gelgitler, küçülen ben. İşte böyle, bir yere gidemiyordu, küreler gibi, suskunca dönüyordu yalnızca. Onu yerinden kaldıramazdı hiçbir şey, şimdi yalnızca kafasına fikirler yerleştirebilirdi. Kendi düşünceleri ve başkalarının düşünceleri arasında oturup kalmaktan gelmemiş miydi bu noktaya? Neler vermezdi şimdi, harekete geçebilmek için! Düşüncelerden kurtulabilmek için!