Balkondan şöyle bir baktım.
Şehir bir akvaryum gibi parlıyordu.
İnsanlar ışıklarını yakmış
yalnızlıklarını saklıyordu.
.
-Işık
yalnızlığın en kibar perdesidir.-
bir martı çığlığı geçti göğsümden
deniz kokusu bırakarak
ve anladım
-özlem,
ruhun denize attığı şişedir-
.
kim bulur
kim okur
bilinmez
.
ama atılır
çünkü
-umut aklın değil,
kalbin inadıdır-
bir sandal geçti yakamozların arasından
içinde deniz kızları
yürekleri sesiz
kürekleri yorgun
ve öğrendim
-özlem
kalbin ufka yazdığı mektuptur-
.
kim okur
bilinmez
.
ama yazılır
çünkü insan,
umut etmeye utanınca değil,
umut etmeyi bırakınca ölür
Tanrım…!
bize kalpler verdin
ama dünya
kalp diliyle konuşmuyor
sevgi bile
bazen silah gibi taşınıyor
ve merhamet
en çok savaş meydanlarında aşınıyor
.
-savaş
insanın içindeki merhametin
katlidir,
dünyanın vicdanını kaybetmesidir-
.
bir gün
mahşer kurulunca
sorarlarsa bize
“ne yaptınız dünyayla?”
.
diyeceğim ki
‘bir avuç vicdan sakladık
enkazların altına
bulursanız
insanlığa verin’
Tanrım…!
bize bir dünya verdin
biz mezarlıklar yaptık
insan,
toprak bulunca ev değil
Tanrım…!
eğer meşgul değilsen
bir gün şu dünyayı kaldır aradan
-insan
insana değsin-
.
Tanrım…!
eğer bir gün
dünyayı yeniden kuracaksan
-yetişkinleri
biraz daha çocuk yap
dünyayı çocuklar yönetsin-