Benjamin Button'ın Tuhaf HikayesiF. Scott Fitzgerald
1922 tarihli Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi isimli bu kitap, gerçekten de tuhaf bir hikayeye sahip. Fitzgerald, Amerikan edebiyatının en büyük isimlerinden biri olarak kabul görüyor. Kitapta yazar biyografisinin bulunduğu kısımda Fitzgerald için "Diğer yazarlardan ayrılan özelliği, kendi içinde iki karşıt görüşü veya duyguyu aynı anda barındırabilmesiydi." diye bahsediliyor.
Kitapta yaşlı olarak doğan ve giderek gençleşen Benjamin Button'ın hikayesi anlatılıyor. Yani insanoğlu için olan normal süreç tersten işliyor. Dikkatimi çeken noktalardan birisi, yaşlılık ile çocukluk veya bebekliğin sanki birbirine benzemesi. Bir de tecrübe, deneyim meselesi var. Bizi biz yapan şey yaşadığımız deneyimlerdir. Bu deneyimleri kazandıran şey ise bizzat zamanın kendisidir. Bebek olarak doğup yaşlanana kadar tecrübeler kazanıyor ve duygular ediniyoruz. Ya yaşlı olarak doğup gittikçe bebek olmaya başlarsak? Zaman yine kendi tarzında akacaktır ancak tecrübe, deneyim bunun neresine ve nasıl konumlanır?
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsan Ne ile Yaşar?Lev Tolstoy
1881 yılına tarihli olup 1885 yılında basılan bir dünya klasiği Tolstoy'un İnsan Ne ile Yaşar isimli kitabı.
Çok kısa olan bu öyküde Tolstoy, insanlığa dair üç sorunun cevabını arıyor: İnsanın içinde ne var? İnsana ne verilmemiştir? İnsan ne ile yaşar? Tolstoy bu üç sorunun cevabını oluşturduğu melek figürü üzerinde anlatıyor. Bu soruların cevabını bulması için Tanrı meleği dünyaya gönderiyor. Soruları soran Tanrı yani. Bunları bulmak ise bizlere düşüyor.
Tolstoy katı bir ahlakçı olarak görülüyormuş, bu durum kitapta neredeyse her satırda hissediliyor zira her şeyi dine ve Tanrı'ya bağlıyor. Okurken Tolstoy'un fazla iyimser olduğunu, insanlıktan ümidi olduğunu gördüm ama Tolstoy'cuğum iyi, güzel, hoş diyorsun da dünya artık öyle bir yer değil. Bu iyimserlik seni üzer. Gerçek hayatta olayların sonu iyiliğe bağlanmıyor. Veya kötülüğün içinde iyiliği görmek de bir şeyleri değiştirmiyor. Dünyada her daim kötülük varken ve hepsi insandan kaynaklanırken kusura bakma Tolstoy ama kötümser ve karamsar olmaya mahkumuz. Bak Dostoyevski'ye, adam ne güzel anlatıyor karamsar karamsar. Tolstoy'u sevemiyorum, Dostoyevski çok çok daha güzel yazıyor.
Bu baskıda Tolstoy'un farklı dönemlerde yazdığı dört tane daha öykü var ve hemen hemen hepsi İnsan Ne ile Yaşar? öyküsü ile aynı tema etrafında dönüyor.
Yatak Odasında FelsefeMarquis de Sade
Fransız İhtilali'nden bir kaç yıl sonra, 1795 yılında yazılan, belki de dünya klasikleri arasında en ilginç sayılabilecek ve bir çok tartışmaya yol açmış bir kitap Yatak Odasında Felsefe. Sade, aşırı fikirleri ve erotik yazılarıyla tanınan biri. Eserleri çoğu zaman sakıncalı olarak görülmüş ve yasaklanmış. Sade, kendisine göre birer tabu olan ahlak, yasa ve din karşıtı bir yazar. Ömrü hapishanelerde ve akıl hastanelerinde geçmiş ve kitaplarının çoğunu buralarda yazmış. Bir dönem Bastille'de bile yatmış. Hayatının sona ermesi de yine bir akıl hastanesinde vuku bulmuş.
Sade, bugün günlük dilde kullandığımız "sadizm" kelimesinin ve felsefesinin isim babasıdır. Sade=Sadizm.
Bu kitapta 15 yaşında genç bir kız olan Eugenie'nin üç aristokrat tarafından eğitilmesini okuyoruz. Ama nasıl bir eğitim? Az önce bahsettiğim gibi bu eğitim ahlak dışı, din dışı, yasa karşıtı ve tamamen cinsellik üzerine bir eğitim. Tabi Sade'a göre bunlar normal. Okuması gerçekten zor bir kitap. Diyalog yöntemi ile yazılmış. Yani yazar anlatımda kendini hiç göstermiyor. Bunda bir sıkıntı yok. Zor olan kısım barındırdığı içerik. Eminim çoğu okur bu kitabı okumak dahi istemeyecektir. Ne inancı, ne ahlakı, ne de midesi kaldırabilir. Hele hele dini bütün veya ahlaklı olduğunuzu düşünen ve inanan biriyseniz, bu kitap bırakın en son okuyacağınız kitap olmasını, asla okumayacağınız bir kitap.
Peki Sade tamamen sapkın bir anlatım ve aşırı bir erotizmden mi bahsediyor? Bunu söylemek kitap ve yazar için haksızlık olur diye düşünüyorum. Sade, çoğu insan tarafından benimsenen ve alışılagelmiş felsefi durumlara da eğiliyor. Hatta kitabın yarısında cinsellik bile yok ve uzun uzun felsefi sorgulamar var. Tabi bunlar yine Sade'a göre irdeleniyor. Yani bir karşıtlık mevcut. Ama sonuçta Sade