Her geçen gün daha fazla kutuplaşan bir dünyada yaşıyoruz. Bir tarafta sermaye, devlet, otoriter sağ ve faşistler yer alıyor. Bunlar hem toplumsallıktan kopuş, yabancılaşma ve anomiye dayanan aşırı narsisist bireycilik salgınını besliyor hem de bu salgından besleniyor. Psikotik öfkeleri günah keçisi olarak bellediklerinin, yoksulların ve aciz durumdakilerin, sömürülenlerin ve ezilenlerin, yeryüzünün lanetlilerinin üstüne boşaltıyorlar. Shakespeare'in canavarları işte bu insanlardır.
Tarihin öyle bir devrinde yaşıyoruz ki birçok askeri ve siyasi şartlar neticesi olarak Türkiye'nin coğrafi vaziyeti Amerikan dış politikasının icap ve ihtiyaçları ile tencere ile kapağın birbirine uygunluğu gibi mutabakat vaziyetine gelmiştir. Amerika'nın bize yaptığı yardım ne onun tarafından bize yapılmış bir lütuf ne de bizim tarafımızdan rica edilmiş bir sadaka değil, fakat iki memleketin bugün içinde bulundukları siyasi ve askeri şartların icap ettirdiği karşılıklı bir zarurettir.
Marx ve Engels, 1848'de yayınlanan Komünist Manifesto'da "Bütün kemikleşmiş, donmuş ilişkiler arkaları sıra gelen eskiden beri saygıdeğer tasavvur ve görüşlerle birlikte silinip gider; yeni oluşanlar ise daha kemikleşmeye fırsat bulamadan eskir. Katı olan her şey buharlaşıyor, kutsal olan her şey ayaklar altına alınıyor" demişti.