Geçtiğimiz gün, kadıköy’de eski bir sahafın önünde, elime geçen mürekkep lekeli bir Yahya Kemal baskısına bakarken kulağıma tuhaf bir haber ilişti: “ İngiltere’de kitaplar artık metreyle satılıyor muş.” Dedim, “ af buyurun? Kitap dediğin ölçü ile değil, fikirle tartılır efendi, ağzından cikani KULAĞIN duysun!” Ama meğer mesele doğruymuş!
Evini entelektüel göstermek isteyen ahali, kitapçıya gidip “ bana 3 metre kırmızı sırtlı kitap verin” diyormuş. Hâşâ! Bu neyin estetiği, neyin tantanası?
Sırtına göre kitap mı seçilir? Lafı fazla uzatmadan hemen telefonuma sarıldım, bizim mümtaz sahaf dostumuz Hakkı Bey’i aradım.
“ Hakkı bey”, dedim, “kitabı metreyle satmak ne demektir?”
“ ah Mehmet Beyciğim”, dedi, “ insanlar dekorasyon malzemesi sanıyor kitabı. Bana da geçenlerde biri geldi, “ 1,5 metre sarı kitap lazım, oturma odasının duvarına uyacak’ dedi. Yeminle kovdum dükkandan!”
Efendim, bunları duyunca kalbim sıkıştı. Şimdi kimsenin kitabı açmaya da niyeti yok. Önemli olan rafta durması. Üstelik talep büyükmüş; her yerde. “Book lover devor” diye bir şey payda olmuş. Kitap sever değil, kitap sever? Pes! Yeter ki duvara uyusun!
Ah ey aziz okuyucu! Vaktiyle kitaplık, bir hanenin icra otadığı idi; fikir orada karar kılar, kalem orada konuşurdu. Şimdiyse, cilalı ahşapla tezyin edilmiş bir yalandan ibaret. Mektep görmüş kitap yok; lakin bolca beton saksıda kaktüs, pastel renkli fotoğraf makineleri, efendime söyleyeyim, gösterişe mahsus oyuncaklar var. Kitaplık, ne acı ki okumaya değil, fotoğrafa hizmet eder olmuş. Fikir değil, estetik poz arar olmuşuz!