Çağdaş Kocabıyık

Çağdaş Kocabıyık
@Chaghdashko
7/10
·190 syf.·
Beğendi
·
4 günde okudu
·
2025 21. kitabı
Romain Gary (Emile Ajar)
8.4/10 · 5,7bin okunma
Reklam
7/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2025 20. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 22 Kasım 2025 16:56
"Rougon-Macquart Dizisi"nin bu ikinci kitabı II. İmparatorluk döneminde radikal bir şekilde değişen Paris'in yitip giden eski haline bir ağıttır. Bu dönemde Paris sadece mimari ve altyapı açısından değişmekle kalmamış, bu değişim aynı zamanda belli bir ahlâk sahibi ve mazbut eski burjuvayı yok ederek yeni bir tür, "bir koyup üç almayı hedefleyen", arsa ve borsa vurguncusu yeni bir tür burjuva tipini de doğurmuştur. Bu yeni burjuva ki, tamamen tüketime ve kazanca odaklı kafa yapısı ile bitmek tükenmeyen bir hırsa, açlığa ve deliliğe sahiptir. Büyük bir debdebe, şaşaalı evler ve kadın kıyafetleri, arabalar, sabahlara kadar süren eğlenceler bu yeni sınıfın imzasıdır. Zola'ya göre bu sınıfın sahip olmadığı belki de yegane şey asgari bir ahlak anlayışıdır: "İmparatorluk, Paris'i, Avrupa'nın ahlaksızlık yuvası haline getirecekti. Bir tahtı çalmış olan bu bir avuç macera adamına, maceralarla, karanlık işlerle, satılmış vicdanlarla, satın alınmış kadınlarla, azgın ve genel bir sarhoşlukla dolu bir devir lazımdı." s.74 *** Serinin ilk kitabı olan "Rougon'ların Yükselişi"nden Pierre Rougon'un oğulları Aristide Rougon ve Eugene Rougon bu kitapta yine karşımıza çıkıyor. Ayrıca, ilk kitapta sadece adını duyduğumuz kızkardeşleri Sidonie de bu kitapta önemli bir yer tutuyor. Kitabın baş kahramanları Aristide ve onun ilk karısı Angele'den olan oğlu Maxime ile ikinci, genç ve güzel karısı Renee'dir. Bu ikisi daha sonra yazak bir aşk yaşayacaklardır. Aristide, yakında bakan olacak olan kardeşi Eugene'in isteğiyle soyadını "Saccard" olarak değiştiriyor. Bu yüzden kitapta ondan hemen her zaman Saccard olarak bahsedilir. Belki de edebiyat dünyasında görüp görebileciğiniz en ahlaksız adam işte bu Aristide Saccard olabilir. Kitap, burjuvanın şaşaalı yaşantısına çok vurgu yapmak için
Tazı PayıEmile Zola · Yordam Edebiyat · 2020231 okunma
7/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2025 19. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 10 Kasım 2025 22:06
Bu kitap 1963'te yayınlanmış, yazıların belki de hepsi 62 senesinde yazılmış. Aslında kitaba adını veren Batış Yılları kısmı kitabın ilk yarısını kaplıyor. II. Meşrutiyet'in hemen öncesinden başlayıp I. Dünya Savaşı'ndaki nihai bozgunla bitiyor. Falih Rıfkı Atay bu kitaba yazdığı önsözde amacının batış yıllarında yapılanları göstererek günümüz gençlerini uyanık tutmak olduğunu söyler ama esasen kitabın ikinci bölümünde bu amacı daha canlı tuttuğunu görüyoruz. İkinci bölümde Atay daha ziyade Atatürk'ün ölümü sonrası izlenen politikaları ve halkın şu anki durumunu eleştirerek daha sert bir tonda yazılar kaleme almıştır. *** İlk bölümde daha çok İttihatçıların oldukça vatansever olmalarına karşın aslında epeyce de cahil olup memleketi nasıl idare etmeleri gerektiğine dair fikir ve planlarının bulunmayışı, Anadolu'nun kötü durumu, müslüman halkın yaşayışının dış hadiselerden bağımsız kendi zamanınca akması üstünde durmuş. Bu konuyu İstanbul mahallelerini anlatırken de işliyor. Hristiyan mahalleleri ne kadar canlı ise müslüman mahalleleri de o kadar uyuşuk, zamanın durduğu sanılacak yerlerdi, diyor. Kasaba hayatında da buna benzerlik buluyor. Ankara'da Ermeniler'in hayatının yine canlı ve neşeli olduğunu vurguluyor. Anadolu'nun durumu hakkında sayfa 87'deki şu alıntı durumu özetlemektedir: "Eskiden millet deyince Rumeli Türklüğünü anlardık. Millet sınırı belki Bursa ve Eskişehir'e doğru biraz uzardı. Anadolu bize bir "bütün" duygusunu vermezdi. Bölge lehçeleri birbirleriyle anlaşamayacak kadar farklıydılar. Konyalı, Trabzonlu ve Bitlisli birbirleri ile Üsküplü, Manastırlı ve Selanikli Türkler gibi yuğrulup kaynaşamazdı. Anadolu İstanbul'dan adam süreceğimiz veya Arnavutluk'ta, Yemen'de yeniden onbinlerce adam öldürmemiz gerektiği zaman hatıra gelirdi. Araplar da
İmparatorluğun Batış YıllarıFalih Rıfkı Atay · Pozitif Yayınları · 2022426 okunma
Puan vermedi·352 syf.··
Beğendi
·
2025 18. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 01 Kasım 2025 21:37
Zola'nın bir dönem yaşadığı Aix-en-Provence kentinden aldığı ilhamla yarattığı hayali bir taşra kenti olan Plassans'ta geçen bu roman zaman zaman akıcılığını kaybetse de, çoğu bölümünü sürükleyici buldum. Romanda açgözlülükleri, işi ellerine kan bulaştırmaktan çekinmeyecek kadar ileri götürebilecek derecede hırsları ile meşhur olan Rougon-Macquart ailesi, aslında bu özellikleri ile o dönemin burjuva sınıfının tüm özelliklerini içinde barındırıyor. Zaten Zola'nın da esas resmetmek istediği bu sınıf. Plassans şehrinin planı o dönemim Fransa'sındaki toplumsal sınıfların keskin ayrımını mükemmel derecede yansıtacak şekilde şekillenmiş. İşçi, burjuva ve aristokrat sınıflar kendi mahallelerinde oturuyor, nadiren birbirleriyle ilişki içine giriyor, karşılaşmaları ancak mahallelerini ayıran sınır caddelerin kaldırımlarında gerçekleşiyor. Zola'nın hem işçi hem de aristokrat sınıflara bakışının burjuvaya oranla çok daha yumuşak olduğunu görüyoruz. Bu iki sınıfın da duruşlarında belli bir standardın olduğunu düşünüyor. Burjuva ise bu sınıflardan farklı olarak korkaklıkla hemen her zaman rüzgara göre yelken açan, hangi tarafta yer alması gerektiğini asla tam olarak bilemediğinden sürekli bir endişe içinde, tetikte yaşamaya mahkum olan bir sınıf olarak resmedilmiş. Zola'ya göre sürekli olarak siyasetin nasıl şekilleneceğini, o an tarihin doğru tarafının neresi olduğunu en çok düşünen taraf işte bu sınıftır. Bu yüzden bu sınıf en dinamik, çıkarları için en atılgan ve gözü kara sınıftır da. Rougon'lar ile simgelenen burjuvayı her halleriyle ama özellikle doymak bilmez hırsları ile, para ve makam için ellerini hiç düşünmeden kana bulayacak kadar ahlaksız oluşlarıyla, inanılmaz korkaklıkları ve bencillikleriyle göz önüne serer. Hatta korkaklık tasvirini zaman zaman karikatür
Rougon'ların YükselişiEmile Zola · Yordam Edebiyyat · 2020294 okunma
Reklam