Bessel van der Kolk şöyle ifade eder: “Bellek fonksiyonu kısıtlandığı zaman duygusal yönden önemli olan bilgiler frontal lobları atlar ve sözcüklerle veya dil kullanımıyla tanımlanamaz veya düzenlenemez. Dil olmadan, deneyimlerimiz genellikle ‘açıklanamaz’ olur ve daha çok anı parçaları, bedensel hisler, görüntüler ve duygular olarak depolanır. Dil, deneyimlerimizi hikaye biçiminde toparlayıp tutmamızı sağlar. Bir defa hikayeleştirdiğimizde, deneyimi ona bağlı olan kargaşayı yeniden yaşamadan tekrar değerlendirebiliriz.
İyi öğretmenler nereden geldiğimizi, nereye gideceğimizi ve geçmişimizde çözümsüz kalan şeylerin bugünümüzü nasıl etkilediğini anlar. Onlar ailelerimizin iyi veya kötü ebeveynlik yaptıklarına bakmaksızın, önemli olduklarını bilirler. Bunun dışında başka yol yoktur: Ailemizin hikayesi, bizim hikayemizdir. Hoşunuza gitsin ya da gitmesin, bu bizim içimizdedir, bize aittir.
Bütün bunlar doğal bir öfke hissinin değil hiç geçmeyen sefaletten kaynaklanan kızgınlığın sonucuydu. Halk özünde ne kötü ne alçak ne de günahkardır, sadece yolsulluktan, ağır çalışma koşullarından, diğer kesimler tarafından görmezden gelinmekten ve aşağılanmaktan “hırpalanmış” durumdadır. İnsanların kalbi kinle dolu ve onlardan daha zayıf herkese bu kini kusmaya hazırlar.