Hafiz Qaraşlı

Okuma merakım beni tembelleştirince, bedenimi ihmal ettirince bana, başka bir çalışmayla işletiyorum onu. Bu iş neden çalışmama da faydalı, belirteyim: Okumaktan geri kalıyor değilim. Bence zorunludur bu çalışmalar, önce kendi kendimle yetinmemem için gerekliler; ardından, başkalarının yaptığı araştırmaları öğrenip bunlar üstüne bir değerlendirme yapayım, araştırılması gerekenleri düşünebileyim diye lazım hepsi. Okuma, zekayı besler; çalışmaktan yorulan insanı çalışmaktan bütünüyle de uzaklaştırmadan dinlendirir. Ne hep yazmalı ne de hep okumalıyız. Birisi insanın gücünü azaltır, yok eder -sözünü ettiğim, üslup çalışmalarıdır-, öteki de o gücü çözer, gevşetir.
Sayfa 310·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Çocuklar, çok uzun zaman büyüklere muhtaç olduğu ve sürekli bakım istediği için, dişi maymun üsten ayrılamaz olmuştu. Avcı maymunun yeni yaşama düzeninde bu bakımdan da, öteki «safkan» et yiyicilerde rastlamadığımız yeni bir sorun çıktı ortaya : her iki cinsin rolleri birbirinden belirli olarak ayrıldı. «Safkan» et yiyicilerin aksine, avcı grupları sadece erkeklerden kuruluyordu. Oysa bu, primatların karakterine hiç de uymayan bir şeydi. Hiç bir erkek primat ava giderken çocuklarını, dişisini yalnız ve koruyucusuz bırakıp, gelip geçen başka erkeklerin saldırısına uğramalarına razı olamazdı. «Kafası» ne kadar gelişmiş olursa olsun, kabul etmezdi bunu. Onun için, toplumsal davranışını kökünden değiştirmek gerekiyordu. Bu sorunun çözüm yolu, kadın-erkek çiftini kurmakla bulundu. Dişi ve erkek avcı maymunlar aşık olacak ve birbirlerine bağlı kalacaklardı. Bu eğilim, başka hayvan gruplarında rastlanan, ama primatlarda pek az görülen bir şeydir. Böylece üç sorun birden çözülmüş oluyordu: Bir, her dişi, bir erkeğe bağlanıyor ve erkek avda da olsa bu bağlılığını sürdürüyordu. İki, erkekler arasındaki cinsel rekabet azalıyor, bu da işbirlikçiliğin gelişmesini sağlıyordu. Bir arada avlanan her erkeğin, zayıf ya da güçlü, bir görevi olacak ve başka birçok primatlarda görüldüğü gibi, zayıflar toplum dışına sürülmeyecekti. Bundan başka, erkek avcı maymun yeni ve korkunç yapma silahlarını kullanarak, kabile içindeki bütün anlaşmazlıkları bastırabilecek güçteydi. Üçüncüsü de, bir erkek ve bir dişiden kurulu bir üretim ünitesinin gelişmesi, doğan çocukların da yararına oluyordu. Yavaş gelişen bir yavruyu büyütüp yetiştirmek gibi ağır bir çaba, ailenin birbirine bağlı olmasını gerektiriyordu. Balıklar, kuşlar, memeliler gibi başka hayvan gruplarında da, bu iş ana-babadan birinin yalnız
Sayfa 38·Kitabı okudu
İlkönce, açık arazide yaşamak için gerekli duyu donanımına sahip olmadığını, göz önüne alalım. Koku alma duyusu çok zayıf olduktan başka, işitme duyusu da, pek keskin değildi. Vücut yapısı ne dayanıklılık yarışlarına, ne de şimşek gibi fırlamalara uygun düşüyordu. Soy bakımından işbirlikçiden çok rekabetçi olduktan başka, plan yapmak, bir şey üstünde uzun boylu düşünmek yeteneğinden de yoksundu. Neyse ki, rakibi olan et yiyicilere kıyasla, genel zeka bakımından onlardan çok daha üstün olan ilginç bir beyne sahip bulunuyordu. Vücudunu dikey duruma getirip, ellerini başka, ayaklarını başka türlü biçimlendirebilirse, kafasını da geliştirip olanca gücüyle çalıştırmayı başarabilirse, hayatta kalma şansını elde edebilirdi belki. Savaş, adale kuvvetinden çok, kafayla kazanılacağından, beynin gücünü büyük ölçüde artırmak için, köklü bir gelişim yoluna başvurmak gerekiyordu. Bundan ortaya çok ilginç bir olay çıktı: avcı maymun, çocuksu bir maymun durumuna dönüştü. Evrimin bu hileye baş vurduğu birçok başka örneklere rastlanır. Bu çocukluk ve ergenliğe özgü birtakım niteliklerin, olgunlaştıktan sonra da sürdürülmesi anlamına gelen ve neoteni olarak adlandırılan bir süreçtir. ( Bunun en bilinen örneği, bütün ömründe bir kurbağa yavrusu niteliğinde kalan ve bu halde de üreyebilen aksolotl adlı bir cins kertenkeledir.)
Sayfa 33·Kitabı okudu
Üstün kademedeki primatlarda görme duyusu, koku alma duyusundan çok daha ileridir. Ağaçlık bir arınanda iyi koku almaktansa, iyi görebilmenin daha büyük bir önemi vardır. Bu yüzden, yüzün sivri kısmı, gözlere daha geniş bir görüş alanı sağlamak için küçülmüştür. Meyvelerin bulunması için en değerli belirti, renklerdir. Bu nedenle, primatlar renk ayrımı konusunda et yiyicilerden çok daha gelişmişlerdir. Gözleri, ayrıca hareketsiz ayrıntıları sökmeye de daha yatkındır; yiyecekleri hareketsiz olduğundandır bu da. Küçük hareketleri sezinlemektense, belli belirsiz biçim ve doku ayrıntılarını görmeleri onlar için daha önemlidir. İşitme duyusu da önemlidir, ama yine de avlanmak zorunda olan et yiyiciler kadar değil. Primatların dış kulakları bu nedenle hem daha küçük, hem de et yiyicilerinkinden daha az oynaktır. Tat alma duyusu daha ince, yemek rejimi daha çeşitli ve daha zengindir. Özellikle, şekerli yiyeceklere karşı eğilimleri vardır.
Sayfa 29·Kitabı okudu
Eskiden balıklar, kuru toprağa yayılmaya başladıkları zaman toprak-üstü yaşama özgü birtakım özellikleri hızla gelişirken, su hayvanı özelliklerini büsbütün atamamışlardı. Tepeden tırnağa yeni bir hayvan modelinin ortaya çıkabilmesi milyonlarca yıla bağlı bir iştir. Bunun öncüleri, genellikle tuhaf bir karışım olarak görünürler. Çıplak maymunun durumu da böyledir. Vücudu, yaşama biçimi orman koşullarına uyarlanmışken, birdenbire (evrimsel deyimle birdenbire) öylesine bir dünyaya atılmış oluyor ki, bu ortamda yaşamını sürdürebilmesi, adeta kurnaz ve eli silahlı bir kurt gibi yaşamayı becermesine bağlı.
Sayfa 25·Kitabı okudu