Fransız Devrimi sırasında gelen “modernleşme” akımı, idam cezalarında da daha “insancıl” bir uygulama arayışı doğurmuş, sonucunda giyotin icat edilmiştir.
İdam cezaları suçlunun akıbetine şahit olunsun, herkese örnek teşkil etsin diye genellikle halka açık meydanlarda gerçekleştirilir ve bu idamı izlemeye gelen içinde çocukların da olduğu kalabalık insan grupları meydanda toplanırlar. Bu korkunç manzaraya insanlarn eğlenceli bir sokak gösterisini izlermişçesine çoşkuyla katılmış oldukları gerçeği, düşününce insanın kanını donduruyor gerçekten. Bunda “insancıl” hiçbir yaklaşım olamaz.
Tarihe bakıldığında kendi zamanlarında ölüm cezasını savunan krallar kraliçeler yöneticiler, gün gelmiş kendileri de ölümle cezalandırılmış. Fransa kralı XVI. Louis, eşi kraliçe Marie Antoinette gibi. Öte yandan, geçen zaman, fikirlerde ve dolayısıyla uygulamada değişime yol açar. Bugün doğruluğundan emin olarak verilen ölüm cezasının, yarın yasalar ve kararlar değiştiğinde telafisi var mıdır?
Fransa’nın bir Jeanne d’Arc örneği var, yaşanmış ama ders çıkarılmamış malesef. Yurdu Fransa’yı İngilizlere karşı bizzat savaşarak savunan daha gencecik bir kız olan Jeanne d’Arc’ın, Fransa kilisesince kafir ilan edilerek ölüm cezasına çarptırılması, ölümünü meydanda 10.000 kişinin izlemiş olması, bundan yıllar sonra ise Jeanne d’Arc’ın aynı kilise tarafından azize ilan edilmesi... Bu hem toplumun hem de o toplum sayesinde varlığını sürdüren din ve devlet adamlarının ikiyüzlü yaklaşımını açıkça göstermiyor mu? Tarih böylr örneklerle dolu. Bu sebeple de ölüm cezası, bir insanın veya bir grubun farketmez, kimsenin eline bırakılamayacak bir karardır.
Viktor Hugo yaşadığı dönem itibariyle bu korkunç ceza uygulamasına bizzat şahittir. İdam mahkumunun son günlerini anlattığı kısımlar kadar onun önsözü
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!