İçinde tatlı bir özü olan cevizi, içinde yolu yordamı hoş inci bulunan kutuyu, hasedinden böyle kırmayı pek isteme... Çünkü onu kırarsan onun gibi daha binlercesi vardır.
Senin lütfundan hiçbir kul umutsuzluğa düşmedi; sana makbul olan, ebedî kabul edildi-gitti... Lûtfun, hangi zerreye bi solukçağız ulaştı da o zerre, binlerce güneşten iyi, güzel bir hâle gelmedi?
İnsaf et; aşk güzel bir iştir; tabiatın yolu yordamı kötüdür de o yüzden bozgunluklar meydana geliyor... Sen, şehvetine aşk adını takmışsın; fakat şehvetten aşka dek uzun bir yol var.
Aşkın, bir noktanın çevresinde at sürmedeydi; yoksul gönlüm, onu gördü de belirtisinden tanıdı... Gönlüm varlık bağından kurtulduğu gün, yokluk âleminde ne aşk oyunlarına girişecek.
Aşkın gönlüme geldi, neşeli bir halde gitti; tekrar geldi aşkın varını yoğunu getirdi, bırakıp gitti. Dedim ki lütfet de iki-üç gün otur... Şimdi de oturdu-kaldı, gitmek aklına bile gelmiyor.