Diyarbakır surlarının dibine geldim. Toprağına diz çöktüm, eski taşların, eski otların, eski kapıların, eski demirlerin, çok eski bakırların yeşiline diz çöktüm. Eski surların aydınlığına, ışığına, yalımına diz çöktüm.
Üç kere bağırdım Diyarbakır surlarından içeri... Üç kere yerle bir ettim Diyarbakır surlarını, üç kere yıktım Diyarbakır mahpusanesini.
Sarı, balçık, saydam, ustura gibi, çelik morunun iğne ucu ipiltisinde yağan yağmur altında...
"O iyi atlar, o iyi insanları aldılar çektiler gittiler."
Dadaloğlu ne demiş, "Bin iyiyi bir kötüye kul eder, zamanenin yaşaması güç oldu..." Nasıl oluyor da bu halk bu kadar namuslu, bu kadar güçlüyken kul oluyor bu kanı ciğeri beş para etmez insanlara? Bu düzende bir bozukluk var...