Muayene sözcüğünün Arapça kökü ise “ayn”dır [göz]; gözle belirleme mânâsına gelir. “Sadr” [göğüs/sine] ile “azam” [en büyük] sözcüklerinin birleşmesinden oluşan sadrazam ise “büyük göğüs” demek olup devletin ezasını, cefasını göğüslemeye gelmiş adamı imler. Yemin, Arapçada bir mekân zarfı olup “sağ taraf/yön” demektir. Bu bağlamda sağ elin yemine zemin teşkil etmesi, anlaşma sırasında taraflarca sağ elin musafaha edilmesi, birbiriyle buluşturulması sebepsiz değildir. Zulüm, Arapçada “zlm”den gelir ve bir şeyin yerini değiştirmek, yerinden etmek, o şeye konumunun dışında bir konum vermek demektir.
Sanırım pek çocuğumuzun;
Belki’lerin omzuna bıraktığı, ama’larla doldurduğu, neyse’lere kurban verdiği, keşke’lere teslim ettiği kocaman hayatları var...
Gücün ve güç sahibinin peşine takılmak, Türkiye’de sosyolojik bir hakikattir... ...Neyin güç olduğunu belirleyen şey ise; içinde yaşanılan/bulunulan toplumdur.