Bazen hayatın seni nereye götürdüğünü göremezsin. Issız bir yolda ilerlemek zorundasındır. Bu zorundalık hissi diğer tüm yaşam uğraşlarına ağır basar sanki. Üzerine bir karabasan misali çöker. Fiilen bir eylem vardır ortada ancak üzerine çöken o mecburiyet elini kolunu bağlar. Nefes alamazsın. Ki yaşamak bir nefes anıdır. İşte o zaman yürüdüğün yolun ortasında kalakalmışsın gibi gelir sana. Kaybolmuşsun. Karanlıkmışsın. Issızmışsın. Üstelik bu his birilerinin varlığı veya yokluğu ile alakalı değildir hiçbir zaman. Çünkü insan yalnızdır. Yalın olmaktan gelen bir yalnızlık. Yalınlıkta kaybolan bir ıssızlık. Oysa neresinde kayboldun hayatın bilemezsin. Hangi ağacın kovuğuna hangi taşın altına saklandın göremezsin. Bazen kaçmak; ıssızda olsa bir yol bulup ilerlemek istersin. Bazen durmak; anlamak ve anlamlandırmak. Hissetmek; yaşadığını ve en çok nefes aldığını.Ki yaşamak bir nefes anıdır.
Yaşar gibi yapardım ben, bu beni çok yaralasa da. İşim gücüm kendime yaptığım ihanetin boyutlarını anlatmaktı. Zamanımı buna harcardım. Yarısı bendeydi yaramın, yarısı dağılmıştı heryere, herkese... Bir yerden zorla kopartılmıştım ama nereden, bunu anlamak için herkesin öyküsünü dinlerdim. Sanki hayat, sanki bu koca ve eksik varoluş benden, bu yarım bırakılmış yaramdan kanardı.
Birinin bana kendini anlat demesinden ödüm kopuyor... Anlıyorum ki kendimle meşgulken silinmiş adım. Dünyayı, hayatı, anlamları duygularımla boyadığımı sanarken kaybolmuşum. Şehrin haklı, şehrin aç suları dolmuş içime. Suların için de çığlık çığlığa binlerce göz girmiş sınırlarımdan.
İntihar rakamlarının günümüz dünyasında bu denli yüksek olmasının başlıca nedeni hayatın zor ve insanların zayıf olması değil, insanların bir canlıyı öldürmeden insan olamayacakları gerçeğidir.