Tol, ilk sayfasından itibaren sert, karanlık ve biraz da hınç dolu bir kitap. Ama bu hınç boş yere değil. Murat Uyurkulak, sistemin, tarihin ve bireyin iç içe geçmiş kırık dökük halini anlatıyor. Politik ama slogancı değil; duygusal ama sulandırılmış değil. Tam ortada, içten bir yerden konuşuyor.
Romanın dili zaman zaman şiir gibi, zaman zaman tekme gibi. Okurken sarsıyor. Karakterler ezilmiş, öfkeli, kaybolmuş ama sahici. En çok da anlatıcıya inanıyorsun. Çünkü güzel gözükmek gibi bir derdi yok. Derdi, anlatmak.
Bir noktada kitabı kapatıp “Ben şimdi neye kızgınım?” diye kendine sorduğun oluyor. Tol, kolay okunmayan ama insana bir yerinden dokunan kitaplardan. Bitince iyi hissettirmiyor belki ama eksik bir şey tamamlanmış gibi.