Çınar Kartal

9/10
·416 syf.··
2024 9. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2024 22:09
Bu sene henüz çok etkilendiğim ve beni alıp götüren bir kitap okumamıştım, Gümüş Aygır bu açıdan ilk oldu ve ilaç gibi geldi. Yazar Ahn Junghyo, henüz dokuz yaşında bir çocukken Kore Savaşı başlayınca küçük yaşta bir savaşa tanıklık etmiş; bombardıman altındaki bir şehirden kaçış, göç, böyle yıkıcı bir belirsizlik ortamında kadınlar başta olmak üzere sivil halkın her konuda istismarı, açlık gibi savaşın pek çok trajik yönüyle tanışmış. Bu tanıklığından hareketle Gümüş Aygır’ı kaleme almış, kitabın yazarın anılarından ve kitabın basılma serüveninden bahsettiği muhteşem bir sonsözü var, bunları detaylarıyla anlatıyor. Gümüş Aygır’da bizi, Güney Kore’nin coğrafi şartları nedeniyle Japon, Çin istilası gibi pek çok savaştan aslında o güne kadar pek etkilenmemiş, küçük bir köyüne götürüyor yazar. Fakat Kore Savaşı başladıktan kısa bir süre sonra buraya da sıçrıyor ve Birleşmiş Milletler askerleri gelip köye kamp kuruyorlar. Bir yandan devam eden savaşın izlerini okurken, diğer yandan ise savaşan askeri birliklerin kendi yağında kavrulup giden, bakir bir köye gelmesiyle bireysel ve toplumsal yaşantıların nasıl değiştiğini görüyoruz. Kitabın en vurucu ve etkileyici yönü tam da buradan geliyor: Savaşın sebep olduğu yıkım ve trajedilerin yanında, cephe gerisinde, kendi halinde hayatına devam eden sıradan insanların gündelik hayatlarının nasıl değiştiğini ve daha da önemlisi, böyle bir kaos ortamında insanların ve toplumların nasıl yozlaşabileceğini, kendi çıkarı için neler yapabileceğini, her koşulu fırsat olarak görüp nasıl kârlı çıkabileceğini çok güzel işliyor bir savaş dönemi anlatısı içerisinde. Kurgunun merkezinde, kocası ölünce iki çocuğuyla tek başına kalan, gündelik işlere giderek hayat mücadelesi veren bir kadının hikâyesi var. Bu hikâyeyle de muazzam bir ahlak
Gümüş AygırAhn Junghyo · Yordam Kitap · 202394 okunma
Reklam
9/10
·454 syf.··
2021 81. kitabı
Çağdaş Arap edebiyatının önemli yazarlarından, 1988 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Necib Mahfuz’un eseri Cebelavi Sokağı Çocukları ilk olarak 1959’da günlük bir gazetede tefrika halinde yayımlanır ve dini aşağıladığı gerekçesiyle çokça tartışmalara ve tepkilere maruz kalır. Kitap Arap dünyasında ilk defa 1967’de Lübnan’da yayımlanır ve kitabın hala tek Arapça baskısı budur. Eserin Türkçeleştirilmesi de hayli geç olur, 50 sene sonra ilk defa dilimize kazandırılır. Mahfuz, 1994’te radikal İslamcılar tarafından saldırıya uğrar ve boğazına alsığı darbe nedeniyle sağ kolu felç olur. Mahkeme ifadelerinde saldırıya karışan on kişiden hiçbirinin eseri okumadığı görülür. Kitaba gelecek olursak, Cebelavi Sokağı Çocukları’nda Mahfuz, alegorik bir hikaye anlatıyor. Bir çölün ortasında kendine bir konak yaptırıp, hayatına burada devam eden güçlü ve varlıklı bir adam olan Cebelavi ve onun soyundan gelen çocukların oluşturduğu sokakların, mahallelerin hikayesi üzerinden binlerce yıllık insanlık tarihini anlatıyor. Dinler tarihiyle de paralellik gösteren hikayede Mahfuz aynı zamanda, adalet-zulüm, özgürlük-esaret, savaş-barış, bilim-din, kadın-erkek eşitliği gibi kavramları irdeliyor. Oldukça sürükleyici ve yazarın diyalog ağırlıklı tarzına da alışınca akıp giden bir roman. Ben çok ama çok sevdim. Kahire Üçlemesi’nin de yeniden basılmasını dört gözle bekliyorum.
Cebelavi Sokağı'nın ÇocuklarıNecib Mahfuz · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20202,575 okunma
10/10
·512 syf.··
2023 136. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 16 Aralık 2023 11:38
Payıma Düşen’i okuyana kadar İran edebiyatından en sevdiğim kitap Albay’dı, yılın bitmesine günler kala favori listemi değiştiren bir kitapla karşılaşmaktan ve yeni bir kadın yazarla tanışmaktan çok memnunum. 1961 yılında mutaassıp bir ailenin küçük bir şehirden Tahran’a taşınmasıyla başlıyor roman. Bu ailenin okumak isteyen küçük kızının hayat hikâyesini okuyoruz kısaca romanda. Bu kız çocuğu kendisine erkekler tarafından biçilen kaderine karşı gelmeye çalışıyor hayatı boyunca; tabii mevcut sosyal düzende bu her zaman, hatta çoğu zaman mümkün olamıyor ancak o, güçlü karakteriyle hep mücadelesine devam ediyor. Tutucu bir ailede okuma mücadelesi veren bir kız çocuğunun kendini zorla içinde bulduğu bir evliliği yürüten bir kadına, ardından yalnız bir anneye, kendi ayakları üzerinde duran birine dönüşmesinin ve en nihayetinde kendisine biçilen tüm sosyal rolleri oynadıktan sonra kendisine kalmasının hilâyesi Payıma Düşen. Bütün bir hayat hikâyesini okurken aynı zamanda da İran’ın kanlı ve çalkantılı, yaklaşık elli yıllık siyasi tarihine tanıklık ediyoruz: İran İslam Devrimi’nden önce ve sonrasında toplumdaki kutuplaşma, devrim sırasında yaşananlar, İran-Irak Savaşı ve ardından toplumun geldiği noktayı muazzam işlemiş yazar. Perinuş Sanie çok ustalıklı bir şekilde inşa etmiş kurguyu; oldukça uzun bir dönemi tek bir kadının hayatı ekseninde işlemesine rağmen hikâye hiçbir yerde sarkmıyor. Karakterin hayatının her bir döneminde ayrı bir dünyada, farklı şartlarla mücadele içinde buluyorsunuz kendinizi ve karakterle de hikâyenin bütünüyle de kurduğunuz bağ güçlenerek ilerliyorsunuz. Bir de karakterlerini çok beğendim yazarın. Dindarından aydınına, Şah destekçilerinden devrimcilere, toplumun farklı kesimlerini başarıyla temsil eden karakterler yaratmış olmasının yanında, her
Payıma DüşenParinoush Saniee · Yordam Kitap Yayınları · 20202,402 okunma
YAĞMURLU SUS BARBATUS GÜNLERİ
10/10
·592 syf.·
2022 11. kitabı
İlk kitapta ne kadar kar ve soğuk varsa, ikinci kitapta da o kadar yağmur ve su var. Sus Barbatus tepeden insanları ve insanlığı gözlemleyerek bize anlatmaya devam ediyor. Sus Barbatus 2 en az Sus Barbatus 1 kadar beni etkiledi. Yazarımız Faruk Duman bu cilde bir aşkın filizlenmesiyle karşılıyor bizi. İlk kitapta ismini hiç duymadığımız Cıvan Yusuf ve Elif’in birbirini görüp tanıdıkları ve birbirlerine aşık oluşlarını okuyoruz ilk bölümde. Peki Faruk Duman bu aşkı biz okurlara nasıl sunuyor, önemli olan da bu değil midir? Sus Barbatus 1 de ki üslup ve anlatı bu kitapta da devam ediyor. Destansı bir anlatımla Yusuf ve Elif’in aşkını anlatmaya başladığı sırada, halk hikayelerinde ve destanlardan bolca motif görebiliyoruz. Eğer halkı anlatıyorsanız ve bunu da halk dilini kullanarak yapıyorsanız, destanlara ve halk hikayelerine değinmeden geçmek olmazdı zaten. Yazar bu durumun çok iyi farkında olduğu için yer yer doğayı gerçeküstü öğelerle yer yer dini halk hikayeleri motifleriyle yer yer de destanlardaki söylemlerden bolca faydalanmış. Tüm bunlar okumamızı hem hızlandırıyor hem de yapılan o güzel betimlemelerle kendimizi olayların içinde ve anlatılan atmosferde hissediyoruz. İlk kitaptaki gibi konu yalnızca bir kişi ya da bir duygu değildir Sus Barbatus’ta. Konu her ne kadar bir yöredeki halkın yaşadıkları olsa da aslında bütün Türkiye’yi derinden sarsmış ve insanlarda kapanmayan yaralar açmış olan 12 Eylül darbesinin hemen arifesinde yaşananlardır. Biz her ne kadar kitapta bir yöre de geçen olayları okuyor olsak da aslında Türkiye’nin her yerinde buna benzer olaylar yaşanmaktadır o dönemde. Her yer acı ve kan. Kitap birinci ciltten kaldığı yerden devam ediyor. İlk ciltte kitapta sadece isim olarak geçen birçok kahramanı bu kitapta sık sık okuyoruz. Ya da ilk kitapta
Sus Barbatus! 2Faruk Duman · Yapı Kredi Yayınları · 2020440 okunma
10/10
·288 syf.··
2021 141. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 03 Ekim 2021 10:44
Çek yazar Karel Çapek’in 1936 yılında yayımlanan eseri Semenderlerle Savaş, bir gemi kaptanının Endonezya açıklarında bir adanın çevresinde değişik, yeni bir tür deniz canlısını keşfi ve bu canlıları inci avcılığında kullanma planıyla başlıyor. Çapek, muazzam bir eser çıkarmış ortaya. Semenderlerle Savaş, hem bireysel hem toplumsal düzlemde müthiş bir eleştiri ve kara mizah sunuyor. İnsanın açgözlülüğü, para hırsı, bencilliği, istilacı, çıkarcı ve benmerkezci yapısını yatırıyor masaya önce. Sonrasında adeta okuru elinden tutup, hazineyle dolu bir mağaraya yavaş yavaş sokar gibi, gittikçe daha da zenginleşen bir metin çıkarıyor karşısına. Kapitalist düzen, emperyalizm, savaşlar, ‘medeniyet’, inançlar, bilim ve bilim insanlarına yöneltiyor oklarını romanın ilerleyen bölümlerinde. Felsefe eğitimini medeniyet eleştirisinde özellikle Rousseau hakimiyetinde görmek mümkün ancak beni asıl etkileyen, medeniyeti farklı yönlerden ele almasındaki başarısı oldu. Bunu yaparken de gazeteci kimliği devreye girmiş Çapek’in ve gazete yazıları, makaleler vb. kısa metinleri de dahil ettiği farklı bir yazım tekniği kullanmış. İkinci Dünya Savaşı öncesinde dünyanın gidişatı ile ilgili öngörüleri ayrı hayranlık uyandırıcı. Distopik, fantastik, yer yer de bilimkurgu ögeleri barındırıyor roman ancak benim gibi bu türlerin okuru olmayanların bile çok sevebileceği bir kitap. Benim en sevdiğim kitaplardan biri oldu. Gerçekten bir başyapıt. Muhakkak okumanızı tavsiye ederim.
Semenderlerle SavaşKarel Čapek · Jaguar Kitap · 2021437 okunma
Reklam