‘Nereye gidersek gidelim peşimizi bırakmayacak bir ateşin takibindeyiz. Altımızda gittikçe hazırlanan bir ateş. Her devirde sıcaklığı biraz daha artan. Ve bu ateşi bir şekilde maruz kalacak olan bizler. Her şeye rağmen nefes almaya, düşse bile yürümeye devam edecek olan, devam etmek zorunda olan bizler.
…
“Ey insan, her defasında kaybettin. Ve kaybetmeye hala mı öğrenemedin!” diyen bir hayata karşı, her geçen gün kendimizi biraz daha ufalayarak, hayatın karşısında hissetmedenu ufalanarak devam ediyoruz kaybedeceğimiz yarışmalara.
….
İnsan bir kaybedendir.
Ve yine insan kayıplarını kazanca, yenilgilerini birer zafere dönüştürebilendir. Belkide bu yüzden mahkum edildik yenilmeye. Kazanma sanatını öğrenmek zorunda kalalım diye. Eserini en üst düzeye çıkarmak isteyen bir sanatçının şimdiye kadar yapmış olduğu en iyi sanat biz olalım diyedir belki de bunca acı. Kaybetmeyi nihayet öğrenen, sindiren, kabul eden ve sonunda bütün kayıplarını zafere dönüştürebilen bir sanat eseri olabilmek için. Her birimiz. Arkada tek bir kişi bile kalmayana dek.
Acı çekeceğiz.
…
İçimizdeki o sonsuz aşk açığa çıksın diye yaşarız tüm bunları. Bu ateş insanın canını yakar ancak öldürmez. Öldürmek için değildir altımıza konmuş bu ateş. Acının kardeşidir sevgi. Aşk, ateşini beraberinde getirendir. Gül dikeniyle beraberinde gelendir. Aşka maruz kalalım diye yanarız ateşlerde. Yanımdaki illerimizde gökyüzüne karışabilelim, varlığımızı, var olduğunu düşündüğümüz bu bedenlerden vazgeçmeyi bilerek, görünmez olana karışabilelim diyedir bunca acı. Bir küldür bizden geriye kalacak olan. Bir rüzgardır esip bizi hiçliğe savuracak.’