“İnsanlar hiç yok yere ortaya birtakım karşıtlıklar çıkarır, bunu da öyle yepyeni terimlerle dile getirirler ki, anlam sözü yöneteceğine, gerçekte söz anlamı yönetir. Ama, iki türlü yanlış barış ya da birlik vardır: bunlardan birincisi, sezilmeyen bir bilgisizlikten doğar, çünkü karanlıkta bütün renkler aynı görünür; öteki ise, temel noktalardaki ayrılığın doğrudan doğruya benimsenmesidir, böyle durumlarda gerçek ile yalan Nabukadnezar’ın düşsel heykelinin ayak parmaklarında birbirine karışmış demir ile balçık gibidir, ayrılırlar ama birleşemezler.”
Güneşin saçlarını kovada serinlettiği,gecenin gündüze eşit geldiği yılın genç döneminde,kırağı,toprağa ak bacısının,bir yazı kamışı gibi kısa ömürlü görüntüsünü verdiğinde,samanı tükenen köylü kalkıp da her yeri bembeyaz görünce;dövünür elleriyle ve döner evine,yakınır bir o köşede,bir bu köşede,ne yapacağını bilemeyen çaresiz biri gibi;ama yeniden çıkıp da dışarı,dünyanın yüzünün kısa sürede değiştiğini görünce,umudu canlanır,alır sopasını, otlamaya götürür koyunlarını.