“Ben bu dünyaya bilmek için geldim. Benim için kutsal bir şey varsa o da bilgidir, gerek bu dünyanın, gerekse öte dünyanın. Bilgisi bu yüzden öğrendiklerimi akıl terazisinde tartıp doğru olup olmadıklarına bakarım.”
“Ne için yaşıyoruz, bizi yaşama bağlayan şey nedir, bütün bu koşturmacalar ne uğruna, düştüğümüzde bizi ayağa kaldıracak olan şey nedir, neye yaslanıp ayakta duruyoruz, bütün bu hikayemizin anlamı nedir?”
Hayata hep başkalarının penceresinden ve başkalarının gözlüğüyle bakıyoruz. Bu yüzden hiçbir zaman tam olarak kendimiz olamıyor ve kendi hayatımızı yaşayamıyoruz.
İnsan kendini bilmeye, etrafını saran boşluğu fark ettiği an başlar. Adını koymadığı boşluğa tırnaklarını geçirir. Onu eksitmediğini, yok etmediğini anlayınca direnmekten vazgeçer ve çevresini eşyalarla, türlü uğraşlarla, ilimle, sanatla doldurmaya Çabalar. bir süre sonra anlar ki bunca şeye rağmen başına döndüren boşluk aslında dışında değil, içindedir.