Herkes ağlamıyor mu savaş yüzünden, kendileri de dahil, peki bu ne demek öyleyse? Kanlı bir sis sarıyor dünyayı gözlere perde çekerek ve ben dünya çapında bir felaket anının gerçekten de yaklaşmakta olduğunu düşünmeye başlıyorum. Kardeşimin gördüğü kızıl kahkaha. Cinnetin kaynağı orası, kanla kızıllaşan o topraklar ve ben havada onun soğuk nefesini hissediyorum.
Susuyor ve dünyadan temelli ayrılacağı günü bekliyor sabırla. Onun deli olduğuna inanmıyorum, korkak da değil: Korkuyla titreyen bu insan grubunun içinde, ki anlaşılan o da onları arkadaşı olarak görmüyor, bir tek o haysiyetini elden bırakmadan dayanıyordu. Ne düşünüyor ? Ölürken bile adını söylemek istemeyen bu insanın ruhundaki umutsuzluğun derinliği muazzam olsa gerek.
Bakışlarını bir kere daha yakalamak için kalabalıkla birlikte koşmaya başladım ve binaya girdikleri sırada başardım bunu. Yoldaşlarına yol vererek en son o girdi ve bir kere daha bana baktı. Ve tam bu anda gözbebekleri yitip gitmiş kocaman kara gözlerinde dehşet ve cinnetin dipsiz kuyusuyla birlikte öyle bir ıstırap gördüm ki, sanki dünyadaki en mutsuz ruhun içine bakmıştım.
…Derken ilham, yani kutsal esin ele geçirdi beni. Kafamın içinde bir güneş tutuştu ve bu güneşten çıkan sıcak yaratıcılık ışınları çiçekler ve şarkılar saçarak aydınlattı tüm dünyayı. Çiçekler ve şarkılar. Ve bütün gece yorulmak nedir bilmeden, kutsal ve kudretli esinin kanatları üstünde özgürce süzülerek yazdım. Yazdıklarım büyüktü, yazdıklarım ölümsüzdü: çiçekler ve şarkılar. Çiçekler ve şarkılar…
Bir milyon insan bir yerde toplanıp edimlerine haklılık kazandırmaya çalışarak birbirlerini öldürüyor ve hepsi eşit derecede hasta ve hepsi eşit derecede mutsuz. Delilik değil de nedir bu?