E.Ş

Benim fikrime göre bu imkânsız. Çoçukluktan beri hayvanlara eziyet etmemi, merhametli olmamı öğrettiler; okuduğum bütün kitaplar da bunu öğretti ve sizin kahrolası savaşınızdan zarar görenlere öyle acıyorum ki canım yanıyor. Ama işte zaman geçiyor ve tüm bu ölümlere, acılara ve kana alışmaya başlıyorum; gündelik hayatta daha duyarsız, daha tepkisiz olduğumu ve yalnızca en kuvvetli itkilere cevap verebildiğimi hissediyorum, ama savaş gerçeğine alışamıyorum, esasen akılsızca olan bu şeyi anlamayı ve açıklamayı aklım reddediyor.
Sayfa 38·Kitabı okudu
1000k
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
- Bir düşün: İnsana onlarca, yüzlerce yıl merhamet, sağduyu ve mantık öğretip, onu bilinçlendirdim diyemezsin, her şeyin bir bedeli var. En önemlisi de bilinç. İnsanlar acımasızlaşabilir, hassasiyetlerini yitirebilir, kan gözyaşı ve acı görmeye alışabilirler, tıpkı kasaplar, ya da bazı doktorlar ya askerler gibi; ama hakikati bir kere öğrendikten sonra ondan vazgeçmek nasıl mümkün olabilir?
Sayfa 38·Kitabı okudu
1000k
…vicdansızlık, kanunsuzluk bu. Kızıl Haç’a tüm dünya saygı gösterir, onu kutsal sayar, trenin asker değil, zararsız yaralıları taşıdığını görüyorlardı ve raylara mayın döşendiğini söylemeliydiler. Bahtsızlar, tam da evin hayalini kurmaya başlamışken…
Sayfa 33·Kitabı okudu
1000k
-Dostlar! -diyerek devam etti doktor inleyenlere ve paramparça gölgelere. Dostlar! Ayımız kızıl, güneşimiz kızıl olacak ve şen şakrak kızıl tüyleri olacak hayvanların ve haddinden fazla beyaz olanların, haddinden fazla beyaz olanların derisini yüzeceğiz… Kan içmeyi denediniz mi hiç? Biraz yapışkan, biraz sıcak, ama kırmızıdır ve onun da böyle şen şakrak ve kızıldır kahkahası!…
Sayfa 33·Kitabı okudu
1000k
-Dinleyin! -diye fısıldadı biri sessiz bir dehşetle. Nasıl oldu da daha önce duymamıştık! Her taraftan -yerlerini tam olarak tespit etmek imkânsızdı -kulakları tırmalayan, aralıksız,genişliğine bakılırsa şaşırtıcı derecede sakin ve hatta adeta kayıtsız bir inleme sesi geliyordu. Hem çığlık hem de inlemeler duyuyorduk sürekli, ama bu daha önce duyduğumuz hiçbir şeye benzemiyordu. Kızıla çalan bulanık yüzeyin üzerinde hiçbir şeyi yakalayamıyordu göz ve bu yüzden sanki toprağın ya da doğmayan güneşin aydınlattığı gökyüzünün kendisi inliyor gibi geliyordu insana.
Sayfa 21·Kitabı okudu