…;sıkışık, dar bir yerden sonsuz gökyüzüne, karanlığın içinden aydınlığa uçmuş. Kanatlarını yağmurun tatlılaştırdığı, mis gibi kokan pırıl pırıl aydınlık havada çırparken, birden özgür olma hissi sarmış tüm bedenini ve sonsuzluğun çekiciliği işlemiş içine.
Gördükleri tek şey, başlarının üzerindeki fırtınanın dindiğiydi. Fakat umutla başlarını göğe çevirdiklerinde bulutların bir tabutun kapağı gibi simsiyah olduğunu gördüler, karanlık da tehdidini hâlâ sürdürüyordu. İşte o anda yine çok korktular ve sessizlik ölü bedeni saran bir kefen misali buz gibi sardı etraflarını.
Tanrı, mabedinin ortasında kendisiyle alay edildiğini görünce öfkesi ateşlendi. Sağ elini kaldırdı, gürlemesiyle tüm gökler parçalandı. Sabrı tükenmişti, bu günahkâr şehirde taş üzerinde taş bırakmayacak, halkını yerle bir edecekti. Bir gök gürlemesiyle haber verdi bunu ve inletti sonsuz yeryüzünü bir baştan diğer başa.