Hayatımda hiçbir zaman, bunu biliyorum, böyle yoğunlaşmış bir enerji hissetmemiştim kendimde, bir daha asla böyle bir şey hissetmeyeceğim. İnsan her şeyini kaybettiğinde, elinde kalan son şey için umutsuzca savaşır - ve benim elimde kalan son şey ise onun bana bıraktığı mirastı, o sırdı.
Ben…ben sadece bir şeyi anlamıyorum, nasıl… nasıl bir insan bunu yapabiliyor, o anlarda nasıl onunla birlikte ölmeden durabiliyor ve dişlerini fırçalayabiliyor ve bir kravat takabiliyor…o nefes, uğruna çabaladığım, mücadele ettiğim, ruhumun bütün güçleriyle tutmak istediğim o ilk insan… elimden kayıp giderken…bilmediğim bir yere doğru, dakika dakika, giderek daha büyük bir hızla kayıp giderken ve hummaya tutulmuş beynimde, o , o biricik insanı nasıl sımsıkı tutabileceğime dair hiçbir bilgi yokken… benim hissettiklerimi yaşadıktan sonra, nasıl oluyor da yaşamaya devam edebiliyor…
…saatin beyaz kaftanına ve tik tak ederek bu kadranı dolaşan o saniye göstergesine…böyle…böyle…günü geçirdim, sadece bekledim, bekledim, bekledim… ama şöyle bekledim… bir Amok koşucusu nasıl beklerse öyle, anlamsız, hayvansı, çılgınca, düz çizgide ilerleyen bir inatla.