Hakan Özkan ‘ın Alfa Kadını Olmak kitabını bitirdim.
Akademik derinlikten çok, deneyim ve gözleme dayalı bir anlatımı var. Okurken bazı yerlerde “bunu zaten biliyorum” dedim. Ama şunu da fark ettim: bilmekle yaşamak aynı şey değil.
Benim için “alfa kadın olmak”; net olmak demek… Az ama doğru insan, az ama gerçek duygu, az ama sağlam duruş.
Kitaptan bana kalan en net cümle şu oldu: Kendimi küçülttüğüm yerde kimse beni büyütmüyor.
Basit gibi ama yüzleşmesi zor bir gerçek.
Zaman zaman erkeklere karşı genelleyici ve eleştirel bir dil kullanması dikkatimi çekti;bu yaklaşım bazı erkek okuyucular için zorlayıcı olabilir .Bu durum beni bile rahatsız etti.
Alicia’nın sessizliği başta klasik bir travma hikâyesi gibi duruyor. Ama sayfalar ilerledikçe o suskunluk başka bir şeye dönüşüyor. Sanki konuşursa dağılacak bir şey var ve o yüzden susuyor. Bu bana düşündüğümden daha gerçek geldi.
Theo’ya gelince…
Onunla birlikte ilerliyorsun, ona inanıyorsun. Hatta bir noktada tamamen onun gözünden bakmaya başlıyorsun. Ama içten içe küçük bir huzursuzluk hep var. Ve o huzursuzluğun boşuna olmadığını finalde anlıyorsun.
Dili sade, akıyor. Ama bazı yerlerde fazla “temiz” geldi bana, sanki her şey biraz fazla planlı. Yine de o ters köşe bütün o mesafeyi kırıyor.
Alex Michaelides şunu iyi yapmış:
Seni hikâyeye değil, kendi algına düşürmüş.Ben sevdim .
Keyifli okumalar.