Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi Bu hikâye ilk bakışta “tersine yaşlanan bir adam” gibi fantastik bir fikir sunuyor. Aslında bu bana göre “insanın dünyayla uyumsuzluğu “ile ilgili bir hikâye.
Hepimiz zaman zaman yanlış zamanda doğmuş olma hissini yaşamıyor muyuz?
Benjamin yaşlandıkça gençleşiyor ama trajedi bu değil. Asıl mesele şu: İnsanlar onu olduğu haliyle kabul edemiyor. Hayatın doğal akışıyla hiçbir zaman senkron olamıyor. Sevilme ihtimali bile zamanın yönüne bağlı hale geliyor.
Kimi insan erken olgunlaşıyor, kimi geç… Kimi sevgiye hazırken karşısındaki değil, kimi ise tam tersi.
Benjamin’in yalnızlığı aslında çok tanıdık bir yalnızlık:
Anlaşılamayanın yalnızlığı… belki de hepimizin hayatının bir yerinde sessizce taşıdığı.Enteresan bir hikayeydi ben sevdim .
Ahmet Şerif İzgören ‘nin okuduğum ilk kitabı, kimin önerisiydi hatırlamıyorum ama iyi ki dikkate almışım. Avcunuzdaki Kelebek
Yer yer gülümsetti, yer yer hikâyelerle gözlerim doldu.
Hayallerden, hayat amacından ve değerlerden bahsediyor.Bir yandan da gelecek hedefleri, olumlu düşünmek, insanın kendi kişiliğini nasıl şekillendirdiği…
Hepsi parça parça ama hayatın içinden.
Okurken kendime döndüm ister istemez.Bazı şeyleri zaten biliyorum aslında,ama yapmak başka mesele.
İnsan ne istediğini söylüyor,ama ona göre yaşamıyor çoğu zaman.Ben de dahil.
Yaratıcılık, mücadele ruhu…
İnsanın içindeyse var, yoksa kimse dışarıdan koyamıyor.
Özellikle değerler kısmında durdum.
İnsan fark etmeden nelerden vazgeçiyor… Bir eşikteysek ve bize ne kazandırır, ne kaybettirir, buna değer mi diye ne çok ikilemde kalırız bazen.
Üzerinde düşündükçe, kitabın ne kadar değerli olduğunu daha iyi fark ettim; çok beğendim, ve yazarın diğer kitaplarını da merak eder dururumdayım; yolum yine onun sayfalarına düşecek.