Zamanın ta kendisi bu; hem de çırılçıplak zaman. Ağır ağır varoluyor, bekletiyor
insanı. Ama ortaya çıktığı zaman canınızı sıkıyor.Çünkü çoktan beri orada bulunduğunu anlıyorsunuz.
Kitabın kolay okunur bir metin olmadığını söyleyebilirim, okurunu konfor alanından çıkarıyor. Ancak insanı, özellikle de modern bireyin yalnızlığını, öfkesini ve içsel çatışmalarını anlamak isteyen herkes için mutlaka okunması gereken bir başyapıt.
Kitapta,Dostoyevskinin isimsiz anlatıcısı olan yeraltı adamı, akılcı düşünce, toplumsal idealler ve bireyin rasyonel olduğu inancına saldırır. İnsan doğasının mantıkla açıklanamayacak kadar karmaşık ve irrasyonel olduğunu savunur.
Yalnızlık, irade, özgürlük ve kendini inkar gibi temalar etrafında şekillenen eser, okuyucuyu insan ruhunun karanlık dehlizlerinde bir yolculuğa çıkarıyor. Anlatıcının tutarsızlığı ve çelişkileri, insan doğasının gerçekçiliğini temsil ediyor.
“Bizi tek başımıza bırakın, elimizden kitapları alın o saat şaşkına döner, ne yana gideceğimizi, kimden yana çıkacağımızı, kimi sevip, kimden nefret edeceğimizi bilemeyiz. İnsan olmak, yani gerçek, kendi vücuduna sahip, kanlı canlı bir insan olmak dahi bize güç geliyor; bundan utanıyor, ayıp sayıyor, bildik, genel anlamda insan olmaya çabalıyoruz hep”
“Biliyorum, belki bu sözlerime kızacak, bağırıp tepinmeye başlayacak, "Böyle konuşacaksanız yalnız kendinizden, o sefil yeraltınızdan bahsedin; ‘biz, hepimiz’ gibi tabirler kullanmaya kalkışmayın!" diyeceksiniz. Müsaade buyurun baylar, ben bu hepimizlikle kendimi haklı çıkarmak peşinde değilim.
Ben kendi hayatımda, sizin cesaret edemeyip yarıda bıraktığınız şeyleri sonuna kadar götürdüm, o kadar; üstelik siz tabansızlığınıza sağduyu diyor, böylece kendi kendinizi aldatarak avunuyorsunuz. Buna göre ben sizden daha "canlı"yım. Daha yakından bakın! Biz bugün "canlı"nın nerede yaşadığını, neden ibaret olduğunu, adını sanını bile bilmiyoruz”