Dağılmış bir yarayım seni bırakıp gittiğimden beri!
Ölmedim, hayattayım.
Ama say ki öldüm.
Say ki akmayan bir irin, kabuk tutmayan bir gönül yarasıyım on beş yıldır.
Herkes arkasında bir şey bırakır bir gün.
Bir işaret, bir söz, bir bakış...
Ben sana keder, sana veda, sana tutulması zor bir yas bıraktım; üzgünüm.
Şimdi dünya herkesten yapılmış bir gönül yorgunluğu.
Şimdi dünya soğuk.
İnsan büyüdükçe bir bir ayrılıyormuş sevdiklerinden.
İnsan güzellikten önce korkuyu görüyormuş.
Şimdi dünya eşiklerde bir salkım gözyaşı.
Kimse odalara sığmıyor.
Yollar bir yalnızlık ıslığı…
Dünya üzerinde ilk defa senin adında bir serinlik buldum kendime ama mutluluk denen o eski kelimede bile çok fazla kalamadım, affet!
Ilık ılık sevdiğim, zamansız gittiğim, dünyaya sustuğum, içime attığım!
Burada çoktan durdu, oralarda dönüyor mu dünya?
Burnunun direği sızlıyor mu adım geçince?
Sızlamasın!
Dünya iyi bir yer değildi.
İçimi yalnız sana açtım.
Bir iplik gibi yalnız sana çözüldüm.
Adını sevdiğim!
Düğüm düğüm geçen yılların, dönüp durduğum bu bitmez tükenmez rüya için affet beni!