Evrenin yapısından ötürü katlanılması gereken ne varsa, yüce bir ruhla karşılanmalı. Bu bizi bağlayan kutsal yükümlülüktür - kendisinden kaçmaya gücümüzün yetmediği ölümlü şeylere katlanmak ve onlardan rahatsız olmamak. Biz bir krallıkta doğduk, Tanrı'ya itaat etmek bizim için özgürlüktür. O halde gerçek bahtiyarlık erdeme dayanır. Peki, erdem sana ne akıl verecek? Erdemle ya da kusurla sonuçlanmayan şeyleri iyi ya da kötü olarak nitelendirmemeye ikna edecek, sonra da ne kötülükle karşılaştığında ne de iyinin keyfiyle sarsılacaksın, böylece iyi olandan hareketle - cevaz verildiği ölçüde - bir tanrı portresi çizeceksin. Erdem sana bu sefer üzerinden ne vadediyor? Tanrıya eş, yüce şeyler vadediyor. Hiçbir şeye zorlanmayacaksın, hiçbir şeyden yoksun kalmayacaksın; özgür, güvenli ve yaralanmamış olacaksın. Hiçbir şeyi boş yere denemeyeceksin, hiçbir şeyden alıkonulmayacaksın, her şey arzuladığın gibi olacak, aksi hiçbir şey olmayacak, ne fikrine ne de isteğine aykırı bir şey olacak. "O halde mutlu yaşamak için erdem yeterli, öyle mi?" Kusursuz ve tanrısal olan, dahası aşırılığı olmayan erdem yeterli değil midir? İnsanın tüm arzularına kavuştuktan sonra yoksun olabileceği ne var? Her şeyi kendinde toplamış insanın dışarıdan almaya ihtiyaç duyabileceği ne var? Bununla birlikte, ne kadar ilerlemiş olursa olsun, hâlâ erdem yolunda olan insan, yeryüzü sorunlarıyla cebelleşir ve ölümlü ilmiğini ve bağını tamamen gevşetene dek talihin lütfuna ihtiyaç duyar. O halde bazısı sıkı sıkıya bağlanmış, bazısı kelepçelenmiş, bazısı da zincirlenmiş olan kişiler arasında ne fark var? Daha yüce bir âleme doğru yol alan ve daha yüce basamaklara ulaşan biri gevşemiş zincirini de beraberinde sürükler, henüz tam özgür değilse de özgür olma yolundadır.