"En yüce iyi, şansın getirdiği şeyleri ciddiye almayan bir zihindir ve sadece erdemle mutlu olur" veya "İnsanlarla ilişkilerinde ziyadesiyle nezaket ve dikkat gösterirken yenilmemek, tecrübeyle bilgeleşmek, eylemde serinkanlı olmak zihnin kabiliyetidir." Şöyle bir tanım yapmak da mümkündür: İyi ve kötü zihin dışında başka bir iyi veya kötü diye tanımayan, ahlâki doğruluğa önem veren, erdemden hoşnut olan, şansın getirdiklerinin şımartamadığı ve parçalayamadığı, kendisine gerçek hazzın hazları küçümsemek olduğu düşüncesini benimsetmekten daha büyük bir iyilik yapamayacağını bilen insana mutlu diyelim. Konuyu biraz daha açmamı istiyorsan, aynı düşünceyi olması gereken, gerçek anlamını korumak şartıyla farklı şekillerde ifade edebiliriz, zira mutlu yaşamın aslında özgür, dik, korkusuz ve sağlam duran bir zihin olduğunu, keza bu zihnin korkunun ve şehvetin dışında konumlandığını, kendisi için tek iyinin ahlâki doğruluk, tek kötünün ise ahlâksızlık olduğunu, değersiz bir yığından ibaret diğer şeylerin mutlu yaşamdan hiçbir şey alıp götüremediğini ve ona katkı sağlayamadığını, en yüce iyiyi artırmak veya azaltmaksızın gelip gittiğini söylemekten bizi ne alıkoyabilir?