“Şu sayısız yıldızla donanmış uçsuz bucaksız gökyüzü altındaki güzeller güzeli dünya nasıl dar gelir insanlara? Şu büyüleyici doğanın bağrında insan ruhu nasıl olur da kin, öç, kendi benzerlerini yok etme gibi duygulara kapılabilir? Nasıl olur da güzelliğin ve iyiliğin doğrudan ifadesi olan doğanın bir dokunuşuyla insan yüreğindeki bütün kötülükler yok olmaz?”
Benim beş parasız olduğumu anlayınca bana karşı tavırları yüz seksen derece değişti, her gün biraz daha kabalaştılar; sonunda da neredeyse aşağılamaya, horlamaya başladılar. Ah, korkunçtu bu. Korkunçtu, ama gerçekten...
Yüreğinizden bir şeyler kopar, bir şeyler söylemek istersiniz , ama tek kelimesi anlaşılmaz söylediklerinizin.!!
...işte evlenmek için eve giderken başıma bunlar geldi. Sanırım evlenmek benim kaderimde yok. ;)
“Öte yandan, burada iki yıl kalıp da tek bir madalya almadan Rusya’ya dönersem, milletin yüzüne nasıl bakarım: Bizim muhtarın, buğdayımı sattığım tüccar Kotelnikov’un, Moskova’daki teyzemin?.. Aslında hiçbirinin yüzünü bile görmek istediğim yok, onların da benim için ölüp dirildiklerini sanmam; ama insanoğlunun yapısı bu işte: Yüzlerini bile görmek istemediğim insanlar için hayatımın en güzel yıllarını, mutluluğumu, geleceğimi harcıyorum!” :(((...