“İçim içime sığmıyordu, neşeliydim! Hevesle sarıldım masamın üzerindeki kâğıtlara...ama sonu ne oldu! Çevreme şöyle bir bakınca her şeyin gene eskisi gibi... kül rengi, kara olduğunu gördüm. Hep aynı mürekkep lekeleri, aynı masalar, kâğıtlar... ben de hiç değişmemiştim... Kendi kendimi aldatmanın alemi var mıydı? Neydi bütün bunların nedeni? Güneşin ısıtmaya başlaması, gün doğarken ufkun kızarması mı? Bu muydu nedeni?”
❝
“Fakat haber nedir, efendi? O kadar zaman önce filozofların fısıldaştığı şey nedir?”
“Tanrı’nın öldüğü, Pons,” diye karşılık verdim ciddiyetle. “Bunu bilmiyor muydun?”