Sadizm terimi, eziyet ederek acı verip cinsel zevk duyma biçiminde görülen cinsel sapmayı betimlemek için kullanılır, mazoşizm ise, eziyet edilip acı duyarak cinsel zevk almayı anlatır. Bu iki terim, çoğu kez tek bir terim olarak birleştirilir, çünkü, uzun bir zamandan beri, eziyet etmekten zevk duyan bir kimsenin, aynı zamanda eziyet görüp acı çekmekten de zevk aldığı bilinmektedir.
Cinsel kökenli aşağılık duygusunun büyük oranda ortaya çıkışı, onu cinsel rekabetten, hatta çekicilikten uzaklaştırır. Bu olgunun da iki sonucu vardır. İlki , kişinin, sevilmenin dışında, başka yollarla özsaygı arayışına girmesidir; bu nedenle cinsel sapma içindeki pek çok kimse gözü yükseklerde, hırslı bir insan haline gelir ve çevresinde ki insanlann sevgisini kazanamasa bile, onları kendilerini beğenmeye ve saygı duymaya zorlamak için başarı ve güç elde ederek, içlerindeki cinsel kökenli aşağılık duygusunu ödünlemeye çalışırlar.
İkinci sonuç, fantezilerin ve düşlemlerin öneminin artmasıdır. Bir erkek, bir kadın tarafından sevilebilecek yeterlikte olduğuna inanamıyorsa, kendi içine kapanacak ve özlemlerini imgelemiyle doyurmaya çalışacaktır.
Erginlik döneminde aşık olan bir genç, sevgilisini sorgusuz sualsiz ve bütün yüreğiyle sever; ancak bebekliğinden aşık olduğu yaşa gelinceye değin geçirdiği uzun yıllar boyunca çocuk, bir daha hiçbir zaman karşılığında hiçbir şey vermeden sevilme deneyimini yaşamayacak ve bir bütün olarak kabul edilme hazzını duyamayacaktır; çünkü, bu yıllar boyunca, ana-babasının kendisine gösterdiği sevginin "her şeyini" içermediğinin farkına varacaktır. Bir önceki bölümde, aile içicinsel yasaktan söz edilirken, ana-baba sevgisinin hiçbir zaman bir "bütün" olmadığı belirtilmişti; aile içi ilişkilerde, genel olarak kucaklaşmaya izin vardır ama, ana-baba ile çocuk arasında, çıkış noktası doğrudan doğruya cinsel organlar olan cinsel zevk alış verişi, bu sevgi gösterisinin tümüyle dışındadır.
Birçok olayda, yalnızca sapma olgusunun kökenine inilip anlaşılabildiği zaman, cinsel sapman, içinde bulunduğu durumdan kurtulup "normalleşme"ye yönelir. Bu nedenle, cinsel kökenli suçluluk duygusunun araştırılması, sağaltıcı (tedavi edici) hekimin en önemli görevidir.