Arda Kuloğlu

Arda Kuloğlu
@Corthihaziyen
Silinmiş ne varsa kedere dair. Bir kar neşesinde dünya bu sabah . Gelin olmuş ağaçlar telli duvaklı . Göz alabildiği her yer ferah🌨❄
Arda Kuloğlu
Sayın Gizem Hanım, bu şiir D. Mehmet Binboğa'ya aittir. Lütfen şiirin altına müvekkilimin adını yazınız...
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Silinmiş ne varsa kedere dair. Bir kar neşesinde dünya bu sabah . Gelin olmuş ağaçlar telli duvaklı . Göz alabildiği her yer ferah🌨❄
Arda Kuloğlu
Gizem Hanım bu şiir D. Mehmet Binboğa'ya aittir. Lütfen altına müvekkilimin adını yazınız...
Zülfü Livaneli / Huzursuzluk
10/10
·154 syf.··
Beğendi
·
2018 3. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 13 Ağustos 2018 00:00
Şuanda biri benden kitap tavsiyesi istese ilk önereceğim kitaplardan biri kesinlikle Huzursuzluk olurdu. Hatta ölmeden önce okunacaklar listesi yapacak olursanız, ilk okuyacağınız kitaplardan biri kesinlikle bu kitap olmalı. Tabii ki tür bakımından herkesin okuma zevki farklı olabilir lakin dünya görüşü biraz da olsa şekillenmiş herkesin “iyi ki okumuşum” diyeceğine inandığım mükemmel bir eser… Anlatım açısından değerlendirecek olursak, tarzının çok özgün olduğunu düşünüyorum. Öyle ki konuşma çizgileri veya tırnak işaretleri bulunmadığı halde, muazzam bir akıcılıkla, bütün diyaloglara tanıklık edercesine okuyacağınız bir anlatıma sahip. Keza Livaneli okurları çok daha iyi bilir ki, onun eserlerini okurken “Bu kitap kesin Livaneli’ye aittir!” dedirtecek kadar kendine has bir üsluba sahip… Kitabın konusuna gelecek olursak, Livaneli, eserinin konusunu şu şekilde özetliyor: “Mardinli Hüseyin ile IŞİD zulmünü misliyle yaşamış Ezidi kızı Meleknaz’ın ve kelâmın çocuklarının hikâyesi…”. Konusunu detaylıca anlatacak olursak; İstanbul’da gazetecilik yapan İbrahim, kendisi gibi gazeteci olan, Komiser Recep olarak bilinen bir arkadaşından, Amerika’da öldürülen Mardinli bir pizzacı haberini öğrenir. Bunun üzerine, öldürülen kişinin çocukluk arkadaşı olan Hüseyin olduğunu anlayan İbrahim, bu ölüm olayının nasıl gerçekleştiğini daha iyi anlamak adına memleketi Mardin’e doğru yol alır. Mardin’de Hüseyin ile bağlantısı olan çeşitli kişilerle görüşür. Adım adım bu ölüm olayının nasıl gerçekleştiğini öğrenir. Olayın iç yüzünü gördükçe huzursuzluk veren nice durumlar keşfeden İbrahim, bir yandan da Doğu kültüründen kopup Batı kültürüne adapte olduktan sonra hayatında nelerin farklılaştığını sorgulamaya başlar. Öte yandan parçalar bir araya geldikçe, IŞİD zulmüne maruz kalan insanların
Edebiyat
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,7bin okunma
ipekgibi isimli okura yanıt verildi
Arda Kuloğlu
Okumasanuz da olur, Livaneli yüzde 90 reklam, yüzde on anlatım yanlışlarıyla dolu bir orta mektep kompızisyonu yazıyor...
Hani diyorum ki Nazım Hikmetler, İsmet Özeller, Necip Fazıllar, Zarifoglu, Ah Muhsin Ünlüler, Abdurrahim Karakoçlar ne daha niceleri iyi ki şu kirli dünyaya gelmişler...
Şiir
Arda Kuloğlu
"ki" ayrı edem ;)
Serhat Akdeniz yazdı... EFELYA ROMAN İNCELEME Bugüne kadar belki kimse bu kadar iyi anlatamadı diye başlamak istiyorum. Adına "aşk" dediğimiz bu "ruhsarı yangın telepatiyi". Okumaya başlayıp biraz ilerlediğinizde "abanoz ağacını delmeye çalışan bir ağaçkakan" gibi nefesinizi kesecek. Roman'ın Shakespeare'i sayılan Balzac'ın hiç yayınlanmamış bir eserini okuyormuş hissi saracak zihninizi. Ferhat ile Elif'in nam-ı diğer Efelya'nın hikâyesi. Aşkın; insan hangi ortamda, hangi toplum şartlarında yaşarsa yaşasın doyurulamaz ve önlenemez baş kaldırısı... Efelya; kazanılmış maddi-manevi tüm statü ve hazların insana yetmediğinin, dahası yetmeyeceğinin, aşkın dünyadaki en büyük hazine en değerli ziynet olduğu gerçekliğinin romanı değil; filmi... Ki o kadar görülür o kadar gerçeksi... Üzeri örtülmüş ve bastırılmış, uyutularak unutulmaya çalışılan duyguların bir zaman sonra feryat figan hayat yorganına isyanı. Aşk hariç, hayatını ihtiyaca göre kurmuş her şeye sahip bir Elif ve aşk hariç hayatı bir hiç olarak gören Ferhat... "Dar alanda kısa paslaşmalarla" başlayan geniş soluklu uzun metrajlı postmodern bir film... Şuna çok eminim ki kitabı okuduğunda t'elif hakkı -yeterince- ödenmemiş birçok kadın; "benim göbek adım zaten Elif'tir!" diyecek ve parfümlerle saklamaya çalıştığı o naftalin kokulu gerçeklik, en azından bir kaç günlüğüne gömüldüğü sandıktan çıkıp mızıkçı bir çocuk gibi, ütüsüz, somurtuk bir suratla yok yere huzursuzluk çıkartacak; geçmişi çengele asıp uzun uzun izleyecek... Belki birkaç gün küsüp darılacak, yemek yemeyecek... Erkek parfümlerinin odundan yapıldığını öğrenen ben gibi bir çok er kişi de ufak tefek açık kahverengi kaçamaklarına uzaktan gülücük sallayacak, kendi cesaretlerini -ya da tam tersi- Ferhat'la tartıya koyacaktır. Yazarın dile
Arda Kuloğlu
Bugüne düşen kitap; ŞİİRKENT’İN NAR ÇİÇEĞİ Mehmet BİNBOĞA İzan Yayınları, Ankara, 2022 “sen beni değil yeşil bir yağmuru sevdin sıcacık bir pencere kıyısında okurken adına yazılan şiirleri yüreğin ergenlik telaşında…” “Efelya” romanı ile yasak bir aşkın girdabında dönüp duran ve bu sonsuz deryada kaybolan, modern zamanların Ferhat ile Şirin’i; Elif ile Ferhat’ın aşk hikayesini kaleme almıştı Mehmet Binboğa. “Şiirkent’in Nar Çiçeği” bu dizinin ikinci kitabı. Bir sanat eserinin giriş kapısı olarak da nitelendirebileceğimiz başlık; “Şiirkent’in Nar Çiçeği” şiirsel bir akışla, daha kapağını açmadan çekiveriyor okuru romanın içine. Kapaktaki fantastik gece tasviri; romanın içeriği ile oldukça uyumlu ve gizemli bir hava da yaratmış. Bu büyülü girişle, kendinizi satırlar arasında duru bir yolculuğa bırakıyorsunuz. Etkileyici ve şiirsel dili daha ilk satırlarda yakalıyor okuru ve özene bezene kurulmuş uzun cümleler yormak bir yana aksine bir sonraki paragrafı okuma isteği uyandırıyor. Şiirsel dil ile birlikte zaman zaman metne giren şiirlerle de sayfaları ustalıkla bezemiş Binboğa. İçerik ve biçim bir şairin romanını okuduğunuzu hissettiriyor. Yasak bir aşkın hezeyan ve yorgunluklarını dile getirirken, aslında bir romanın yazılış serüvenini de duyuruyor bize Mehmet Binboğa. Bunu yaparken de asla didaktik yönelimlere girmeden, yerli yerinde ve olay akışı içinde yol göstererek, ince ip uçları veriyor. Bu yönüyle de romanı daha bir okunası kılıyor. Yasak aşkın çıkmazları ve pişmanlıkları içinde, gelgitlerle bezenen olay örgüsü, kimi yerlerde felsefi bir boyut kazanıyor ve okuru ana karakterlerin iç sorgulamalarına tanık ediyor. Bazı bölüm başlarına yerleştirdiği dize ve sözlerle, bir bakıma iç başlıklarla, bölümlerle ilgili ip uçları da veriyor.; “Aykırı bir Farhat’sın sen hep yanlış dağları oyan boyuna…” iç başlığının da bize duyurduğu gibi; yasak aşkın pişmanlıkları, hep bir kaosun içinde ve arayışta olan modern zamanların insanının aslında bir yalnızlık boranında savrulup gittiğini de görüyoruz kurguda. İlk romana göre burada daha çok iç sorgulamalar ve pişmanlıklara tanık oluyoruz. Yaldızlı bir aşkın yakıcılığı ve yıkıcılığının paravanında; aslında gittikçe yalnızlaşan günümüz insanının sevgi ve ilgi arayışını nakışlı bir incelikle işlemiş Binboğa. Kimi yerlerde çocukluk dönemlerine ait hesaplaşmalarla da karşılaşıyoruz. Yer yer kahramanların dilinden anlatılan roman tek düzelikten uzak bir üslupla dokunmuş. “Efelya” romanında Eskişehir ve İtalya betimlemelerine tanık olmuştuk. Şiirkent’in Nar Çiçeği’nde yine Eskişehir betimlemelerini romana kararıyla serpiştiren yazar, bu sefer Torosların merak uyandıran bozulmamış doğasında da uzun bir yolculuğa çıkarıyor bizi. Elif ve Ferhat’ın köy ve yayla gezilerine de eşlik ederken; Binboğa’nın usta betimlemeleri ile mekanda ve zamanda birebir bulunuyorsunuz neredeyse. Elif ve Ferhat ile at sırtında yaylaya kadar çıkıp, gözelerin buz gibi suyunun yakıcılığını, yayla sütünün, yağının, peynirinin tadını damağınızda hissediyorsunuz. Şiirkent’in Nar Çiçeği salt bir aşk romanı değil belli ki… Yüzyıllardır edebiyata konu olmuş ve tüketilmiş bir temanın; aşkın gölgesinde insanın, doğanın, insanın insana hasretinin, iç dolambaçlarının, çıkmazlarının da romanı. Bu yönüyle de elinizden düşüremeyeceğiniz bir roman “Şiirkent’in Nar Çiçeği”. Kitaptan Notlar;* “…Yemyeşil bir dünyanın orta yerinde, fiğ tarlalarında, gökten yeryüzüne yıldız dökülmüş gibi geceden, sabahın altın ışıklarıyla, dal uçlarındaki billur çiğ tanecikleriyle yarışan fiğ çiçekleri…Derecik köyü, sırtını Toros dağlarına vermiş; Çukurova’ya doğru serilmiş rengarenk ipek bir seccadeyi andırırdı. Ferhat doru kısrakla yayladan gelirken, dağlar bitip yemyeşil bağların başladığı Gavur Yolu’nun tepede atını durdurur; ayaklarının altında uzayıp giden o renk cümbüşünü izlerken mutluluğunu kuşlar da duysun diye bir de türkü tuttururdu. Bağların zirvesinde çocukların altında oynadıkları kocaman bir ahlat ağacı vardı. Sanki onun da yaprakları Turkuaz maviydi…” *S: 244 “…İnsanoğlu böyledir işte…Karşısındakini olumlu ve olumsuz yanlarıyla kabul etmekten kaçınır hep. Ona, insanların iyi, güzel ve soylu yanları çekici gelir. Sen de sıradan insanların yaptığı gibi, insanlığın iyi kötü her halinin bütünleşmiş ruhu olan Elif’i, Efelya meleğine dönüştürüp idealize ettiğin bu sevdanın öznesi, en mutlu olduğunu zannettiğin anlarda bile korku, kuşku ve türlü kuruntuyla hayatını zehreden o değilmişçesine onu yüceltmeyi mi düşünüyorsun? Böylelikle, olanı değil; olması gereken sevgiliyi mi anlatacaksın? Bu hiç dürüstçe değil dostum…” *S:336 Oya Gündüz Aksu