"Bir haftaya kalmaz,unutur gidersin beni."
"Unutup gitmek mi? Ah Estella, benim varlığımın, öz benliğimin parçasının sen. Yontulmamış bir köy çocuğu olarak buraya geldiğim ilk günden beri, yüreğimi yaraladığın o ilk günden beri okuduğum her satır yazıda, görüp baktığım her manzarada sen varsın; ırmakta, karanlıkta, rüzgarda, korularda, denizlerde, sokaklarda. Okuyup duyduğum kafamda canlandırdığım tüm tatlı düşlerin, güzelliklerin canlı simgesi sensin. Estella, istesen de istmesen de son nefesime dek kişiliğimin bir parçası olarak kalacaksın; içimdeki iyilik kadar kötülüğün de bir parçası. Ama bu ayrımı yaparken seni hep iyilikten yana görüyorum. Son nefesime dek de öyle göreceğim, çünkü şu sırada duyduğm acı ne denli keskin olursa olsun, senin bana ettiğin iyilik sanırım kötülükten daha fazladır. Tanrı seni esirgesin ,Estella, Tanrı bağışlasın seni!"
Zamanla oturduğum koltuktan aşağı kayarak yere uzandım. Başıma gelen felaketi bir an bile unutmamış olarak uyandığımda Doğu yakasındaki kiliselerin saatleri sabahın beşini vurmaktaydı. Mumlar dibine inmiş, ateş sönmüş, dışarıdaki yoğun karanlığın içinde fırtınayla yağmur daha da şiddetlenmişti.
Pip' in yaşamındaki büyük umutlarla dolu yılların ikinci döneminin sonudur.
"Evet, Pip, sevgili oğlum, seni beyefendi yaptım işte! Ben yaptım işte! Ben yaptım bu işi. O zamandan yemin ettimdi. Bir gün gelir para kazanırsam , kazandığım bütün para senin olacak diye..."
Gözlerimden okuduğu niyetten o saat caydım, çünkü onu tanımıştım. Yüzünün tek çizgisini anımsayabilmiş değildim. Gene de biliyordum onu . Dışarda kuduran fırtınayla yağmur, geçmiş olan yılları, aramıza giren her şeyi silip süpürmüş olsa, kendimi gene köy mezarlığında bulup büzüldüğüm yerden onu gene tepemde dikili görsem ancak böyle bir kesinlikle tanıyabilirdim benim kaçağımı.