Kaba adamların kalın sesi örtmüştü ülkeyi. Güzellik, insanların gelecek düşlerinden çoktan çıkmıştı. Kimsenin ortak türküsü yoktu ve kimse türküsünü bir başına söyleyemiyordu.
Sonra acı ve boğulma geldi. Bu acı ölüm değildi, düşünceydi, sersemleyen bilincinde dalgalanan düşünceydi. Ölüm acıtmazdı. O yaşamdı, yaşamın acıları , bu korkunç boğan duygu; bu yaşamın ona uygulayabileceği son darbeydi.
Yaşam onun için bir hastanın yorgun gözlerini acıtan güçlü beyaz bir ışık gibiydi. Her bilinçli anında yaşam ham bir parlaklıkla çevresine ve üzerine alev saçıyordu. Bu acıtıyordu. Dayanılmaz biçimde acıtıyordu.