Evet, “Sınıfa girince öğretmen kimi görür?” sorusu önemli bir sorudur.
Aşağıdaki mektup önce insan, sonra öğrenci gören bir öğretmenin öyküsünü anlatıyor:
İnsan, eğitim öğretim hayatı boyunca birçok öğretmenle tanışır. İlkokul, ortaokul, lise, üniversite derken her branşta ayrı ayrı öğretmenleri tanıyorsunuz. Çoğu size yön verirken bir kısmı da frenliyor, hayatınızı etkileyebiliyor.
Ben ilkokul öğretmenimi hiç unutamadım. Şık bir bayandı, zarifti. Kıyafetlerini her gün beğenirdim. Onun gibi olmayı hayal ederdim. Bir gün sınıfımıza bir kız öğrenci geldi, okul önlüğü kırışık, yakalığı kir içinde, saçları topak topak. Öğretmenimiz, “Arkadaşınızla tanışın, kim onu yanına almak ister?” diye sordu.
Kimse can atmadı, kız üzgün bir hâlde orada duruyordu. Parmak kaldırdım, benim yanıma oturdu, ama yanıma aldığıma çok pişman oldum, sürekli kaşınıyordu.
Öğretmenim durumu fark etti ve kızın annesiyle görüşmek istedi. Arkadaşım annesinin öldüğünü, sadece babasının olduğunu söyleyince öğretmenim ve sınıfta bir süre sessizlik oldu.
İlk kez annesi vefat etmiş bir öğrenci ile tanışmıştım. Kim bilir hayat onun için ne kadar zordu?
Öğretmenimiz kızın babası ile iletişim kurmuştu ve bir gün arkadaşım sınıfa o kadar güzel geldi ki pırıl pırıldı, çok mutluydu. Saçları örgülü, kurdeleliydi, baştan aşağı değişmişti. O gün ders boyu tebessüm yüzünden eksik olmadı.
Teneffüste konuştuğumda öğrendim; öğretmenimiz arkadaşımın babasından izin almış, kızı evinde misafir etmiş, ona yeni önlük, yaka, çorap ve kurdele almış, saçlarını yıkayıp temizlemiş, ama bunu kimseye söyleme diye tembih etmiş.
Tabii iyi arkadaşı ben olunca sadece bana söyledi, aramızda sır olarak kaldı. Öğretmenimiz çok sert duruyordu, ama kalbinin ne kadar yumuşak olduğunu anladım. Öğretmenimi hiç üzmedim, o benim kalbimde