Ne var ki, okula başlayan her yeni öğrenci yukarıdaki mektubu yazan kadar şanslı değil. Bazı çocuklar ilk gün ön yargılarının farkında olmayan öğretmenlere denk gelebiliyorlar.
Babam mal müdürü olarak görev yaptığı için ülkemizin birçok yerinde yaşadık. Son görev yerinde rahatsızlandığı için emekli olmaya karar verdi. Memleketimiz Diyarbakır. Babam ve annem daha önce gezip görerek beğendikleri Gemlik ilçesine yerleşmeye karar verdiler.
Ben 3. sınıf öğrencisiydim. Babamın elinden tutup okula büyük bir sevinçle gittim. Çünkü öğretmenimle tanışacaktım. Memur kızı olduğum için belki, ailem öğretmene büyük değer verirdi. Bu yüzden yol boyunca babamın, "Öğretmenini iyi dinle, o ne diyorsa çok önemli ve değerlidir," sözleriyle okula ulaştık.
Öğretmene saygılı, heyecanla okula gelen bir kız öğrenci.
Biz mütevazı bir aileyiz. Tanışma anında babam hep kendinden "memurum" diye bahsederdi. Okula geldik. Öğretmenimin elini öptüm. Bana parmağıyla sınıfı işaret etti. Gittim kapıda bekledim, çünkü öğretmenim bana içeri girmemi söylememişti.
İyi aile terbiyesi almış, büyüklerine saygılı bir çocuk, "İçeri gir," denmediği için kapıda bekliyor.
Sonra zil çaldı, biraz bekledim ve öğretmenim gelmişti. Çok mutluydum. Beni sert bir ses tonuyla en arkaya attı.
Sonra yoklama aldı. Sınıfta tüm arkadaş adaylarım bana bakıyordu. Yoklamanın ardından yanıma geldi, "Çobanın kızı merhaba," dedi.
Akla şu soru geliyor: Öğretmen, öğrencinin babasıyla ne konuştu, ne tür bir bilgi aldı ki, babanın çoban olduğuna kanaat getirdi ve küçümser bir tavır içinde konuştu.
Neden öyle dediğini anlamamıştım. Sonra saçlarımı kontrol etti.
"Bit de vardır şimdi sende," dedi. Oysa annem haftada üç kez beni yıkar, saçımı örer, ütülü önlüğümle okula götürürdü.
Arkadaşlarımın hepsi fısıldamaya ve teneffüste