Din gerçeğini temel olarak camilerde öğrenebileceğini, camilerde gözlemleyebileceğini düşünen insanlar, camilerde anlatılanları din olarak kabul etmekte ve din gerçeğini bu kabule göre tarif etmektedirler.
Oysa biliyoruz ki bazı istisnalar dışında camilerde yansıtılan din, kesinlikle ve kesinlikle İslam değildir. İslam dinini temelde reddeden bir rejimden ve bu rejimin kuklası hâline gelen bir teşkilattan zaten başka bir şey bekleme durumunda da değiliz. Halk arasında din adamı olarak tanınan bu kimselerin dini, genel olarak kendilerine maaş ve makam veren müstekbirlerin dinidir.
Müstekbirlerin görüşü ile ellerinde bulunan Kur’an-ı Kerim’in görüşü çatıştığı zaman, “dut yemiş bülbül” veya “rüşvet yemiş düldül” gibi sustuklarını görürsünüz bu satılmışların!
Herkesin bir din tanımı, herkesin bir din görüşü vardır bu toplumda!
Din konusundaki genel kanı ise, din vakıasının Allah ile kul arasındaki bazı ilişkileri tanzim eden, namaz, hac ve oruç gibi ibadetlerin nasıl yapılacağını açıklayan görüşler manzumesi olduğudur. Nitekim bu tanım, resmî ideolojinin din tanımı olup; okullarda ve bilhassa camilerde halka yansıtılan bir tanımdır.
Halktaki bu yanlış din inanışı, genellikle Diyanet İşleri teşkilatından kaynaklanan bir inançtır.
Türkiye'de din vakıası en çok ilgi uyandıran bir vakıa olduğu gibi, aynı zamanda en çok istismar edilen, halkın zihnini en çok karıştıran vakıalardan da biridir. Bu karışıklık, İslam dininin özünden değil, birbiriyle çelişen birçok anlamın dine yüklenmesinden kaynaklanmaktadır.