Sanatçı sakin, soğukkanlı olmak zorundadır. Heyecanını, konuya olan özel ilgisini dışa vurmaya da, seyircisine içini dökmeye de hakkı yoktur. Kendisini heyecanlandıran her şeyi olimpiyat sükûneti denebilecek bir biçime dönüştürebilmelidir. Ancak bunu başardığında anlatabilir sanatçı, kendisini heyecanlandıran şeyleri.
İdeal bir film çalışmasını şöyle canlandırıyorum gözümde: Sanatçı, elindeki milyonlarca metre film üzerine... örneğin bir insanın doğumundan ölümüne dek her ânı, her günü, her yılı kaydeder. Montaj sonrası elde iki bin beş yüz metre kadar bir film kalır: Bu, gösterimi bir buçuk saat sürecek bir film demektir.(çekilen bu milyonlarca metrelik ham filmin değişik yönetmenlerin eline geçtiğini ve her yönetmenin kendi filmini yaptığını düşünün! Birbirinden ne farklı filmler ortaya çıkardı kim bilir!)
Auteur sinemasının temel özelliği nedir? Dar anlamda, malzemesi zaman olan yontuculuk denebilir buna. Tıpkı yapacağı yontuyu içinde duyumsayan bir yontucunun mermer kütlesinden bütün fazla parçaları yontup atması gibi, sinema sanatçısı da hayatın bütününü kapsayan yekpare bir kütle halindeki olgular bütününden, yapmayı tasarladığı filmin özünü oluşturacak sinematografik imgeler bütününü bırakarak diğer bütün gereksiz şeyleri ayıklar. İşte bu sanatsal ayıklama işlemi bütün sanat dallarında geçerlidir.
Bana kalırsa normal koşullarda sinemaya giden bir insan, oraya zaman için gider: yitirdiği zaman, kaçırdığı zaman, ya da henüz hiç yanına bile yaklaşamadığı zaman.