...Şayet söyleyen'e "ne demek istiyorsun?" (=what do you mean?) diye sorulamıyor ve anlaşılanların hangisinin doğru olduğu, bizzat onun işaretiyle tasdik edilemiyorsa, söz'ün tabii bağlamına başvurmak gerekir. Tabii bağlam ise; söylenen (ne söylendiği), kendisine söylenen (kime söylendiği), söylenme sebebi (niçin söylendiği), söz'ün zaman ve mekanı (ne zaman ve nerede söylendiği) gibi elemanlardan oluşur. Söz'ün sahibine 'ne demek istiyorsun?' diye sorulamadığında, ister-istemez söz hakkında "bu {söz} ne anlama geliyor?" (=what does that mean?) suâli sorulacaktır ki işte bu durumda doğru anlam'ı kur(tar)mak için söz'ün tabii bağlamına ihtıyaç var demektir. Söz'ün tabii bağlamı çerçevesinde zikredilen elemanlar ile herşeyden önce söz'ün orijinal formu, ilk muhatabları, ilk işlevi, ilk zamanı ve ilk mekânı kastolunmaktadır.
"... Aşkları karşılık görmezse, nevroz ve cinnet haline dönüşebilir. Bu hali önlemek için Râzî, sevilen kişinin kaybedileceğini hayâl etmeyi tavsiye eder, böylelikle bir ayrılık veya ölümle hayal kırıklığı yaşamanın önüne geçilir.
"... dinin hurafeye dayalı süslere hiç ihtiyacı yoktur. Tam tersine, böyle hayal ürünleriyle donandığı zamanlarda, bunlar onun parlaklığını hep yok etmişlerdir."