Olanı biteni gerçek anlamıyla görmüyor, bulmakla da pek ilgilenmiyor. Hiçbir şeyin ne anlama geldiğiyle, ne olduğu kadar ilgilenmiyor. Nesnelere bakışındaki bu eksiklik hiç de önemsiz değil.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Zaten bu acelecilik kahrolası bir yirminci yüzyıl tavrıdır. Bir konuda acele etmek istiyorsanız ona pek özen göstermiyor, başka şeye geçmek istiyorsunuz demektir.
Ben şunu öne sürdüm: Fiziksel rahatsızlık ancak ruhsal durum iyi olmadığında önem kazanır. Bu durumda, rahatsızlık yaratan şeye takarsınız, bu da sizi iyice rahatsız eder. Fakat ruhsal durumunuz
iyiyse fiziksel rahatsızlık fazla bir anlam taşımaz.
“Öteki yoldan gelen arabaların içinde hep o insanlar vardı,” diyor. “İlki çok hüzünlü bakıyordu. Ondan sonrakinin bakışı da aynı onunki gibiydi, sonraki de, ondan sonraki de, hepsi aynıydı.”
“İşe gidiyorlar.”