Çevremizdeki milyonlarca nesnenin hep farkındayızdır -şu değişen şekiller, şu yanık dağlar, motorun sesi, gaza basma duygusu, her kaya, ot, çit direği ve yol kıyısındaki atık parçalar- tüm bunların farkındayızdır, ama alışılmadık bir şey olmadıkça ya da bize, görmeye hazırlandığımız bir şeyi yansıtmadıkça gerçekten bilincine varamayız. Bunların bilincine varamıyorsak ve hepsini anımsamıyorsak bunun nedeni belki de kafamız bir sürü
gereksiz ayrıntıyla dolu olduğunda düşünemeyecek hale gelmemizdir. Tüm bu farkına vardıklarımız arasından bazılarını seçmemiz gerekir ve seçip de bilincimizi yönelttiklerimiz farkına vardıklarımızın asla aynısı değildir; çünkü seçme işlemi onları değişikliğe uğratır. Çevremizdeki, farkına vardıklarımızın oluşturduğu uçsuz bucaksız araziden bir avuç kum alır ve bu bir avuç kuma dünya deriz.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Klasik anlayış dünyayı, saklı biçimin kendisi olarak görür. Romantik anlayış ise, o anki görünüşüyle görür. Bir romantiğe bir motor ya da makine çizimi ya da elektronik şema gösterdiğinizde onu ilgilendiren bir şeyler görmesi olanaksızdır. Gördüğü şeyin çekiciliği yoktur, çünkü gerçekliğin yüzeyini görür. İsimler, çizgiler
ve sayılardan oluşan sıkıcı, karışık listeler. İlginç bir şey yoktur. Ama aynı krokiyi ya da şemayı klasik bir kişiye gösterdiğinizde ona bakar ve hayran kalır; çünkü ordaki çizgilerde, biçimlerde ve simgelerde saklı biçimin muazzam zenginliğini görür.
İnsanlar ya yalnızca bir tarzda ya da öteki tarzda düşünmeye ve bunu yaparken öteki tarza ait olan her şeyi yanlış anlamaya ya da
küçümsemeye eğilimlidirler. Fakat hiç kimse kendi gördüğü gerçekten vazgeçmeye niyetli değil.