Aşk anlayışımız, etkileyiciliğiyle dikkatimizi dağıtan o ilk anlar tarafından gaspedilip ayartılıyor. Aşk hikayelerimizi erkenden bitiriveriyoruz. Aşkın nasıl başladığı konusunda çok şey biliyor gibiyiz, nasıl devam edebileceği konusunda ise - bunu umursamadığımızdan- pek bir fikrimiz yok sanki.
Bize rahatsızlık veren, acı veren içsel deneyimlerimizi bastırmak, onlardan kaçmak, kaçınmak işe yaramaz. İşe yaramadığı yetmiyormuş gibi bir de değerlerimize odaklanan yolumuzu şaşırtır. Acıdan kaçayım derken hayatı kaçırmaya başlarız.
Gerçekle ilgili çok ama çok önemli bir şey var: onu siz kendiniz bulmadığınız sürece, o sizin için gerçeğe dönüşmez. O bir başkasının gerçeğiyse ve siz onu ödünç alıyorsanız, tam bu ödünç alma anından itibaren artık gerçeğin kendisi değildir;bir yalana dönüşmüştür.
Acısıyla tatlısıyla dolu, anlamlı ve zengin bir hayat yaşamak istiyorsam hareket alanımın, seçeneklerimin sınırlı olduğu o kafesten çıkmalıydım. O kafesi açan anahtarlarsa değerlerimdi.