Hıristiyan bir tarih felsefesine göre, İsa’nın ilk günahın kefaretini ödemesi ve insanoğlunun önünde yeni bir ufuk açmasına karşılık, İslamiyette, Peygamber’in böyle bir rolü söz konusu değildir. Peygamberin gelişiyle, şüphesiz; insan bu sayede mümkün dinlerin en gelişmişi, münkün şeriatların en iyisine kavuşmuştur. Ama bu İbn Haldun’un haklı olarak belirttiği gibi şeylerin genel, alışılagelen düzeninde önemli bir değişiklik yapmamıştır.
Komünist devrimler Marx’ın hiçbir şekilde öngörmediği yerlerde, Rusya ve Çin gibi temelde tarım ülkeleri olan toplumlarda gerçekleşmiş, daha doğrusu bu kurama inanan aydınlar ve partiler tarafından zorla gerçekleştirilmiştir.
Bu ülkelerdeki son çeyrek yüzyılda ortaya çıkan değişiklikler ise bazılarınjn “komünizmi, az gelişmiş bir ülkenin kapitalizme geçmek için içinden geçmek zorunda olduğu en zahmetli deney” olarak tanımlamasına yol açacak kadar ilginç sonuçlar meydana getirmiştir.
Çağımızda Platon’un ütopyasında dayandığı ana öncüllere dayanan birtakım uygulamaların gerçekleştirildiğini biliyoruz. Bunlardan kastettiğimiz , komunist ülkelerde uzun zaman gerçekleştirilmiş olan uygulamalardır. Bunlar, çok dramatik bir tarzda akılcı ve totaliter bir biçimde, bir uzmanlar grubunun, bir partinin yanılmazlığına dayanılarak gerçekleştirilen toplumsal ve siyasal uygulamaların ne kadar hüsran verici bir tarzda sonuçlandığını göstermiştir.